Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11204 tanesi Türkçe, toplam 14020 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (13 Şubat 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (275)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (225)
Belgeseller (288)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (407)
Makaleler (8284)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (911)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (264)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
evrimaldatmacasi.com
online-arama.com
evrimaldatmacasi.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın Gaziantep Olay TV'deki Canlı Röportajı (13 Şubat 2010)
Şubat 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programına hoş geldiniz efendim. Bu akşam bizleri Gaziantep Olay TV ekranlarından izlemektesiniz. Bizleri dinleyebileceğiniz radyo istasyonlarımız: Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, ASR FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum, Şafak Radyo 100.5 Kayseri, Genç Radyo 95.5 Hatay, Güneydoğu Radyo 99.6 Şanlıurfa ve Can Radyo 99.6 Diyarbakır. Efendim ayrıca internet sitelerimiz: www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com, www.yenihareket.com, www.bizimantalya.com. Ayrıca harunyahya.tv adresinden yayınlarımızı canlı olarak 24 saat izleyebilirsiniz, takip edebilirsiniz efendim. Ayrıca soru ve görüşleriniz için bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com‘dan ulaşabilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz efendim. Evet, bugün yine çok kıymetli Hocamız Adnan Oktar ve Sayın Dr. Oktar Babuna ile birlikteyiz. Hoş geldiniz Hocam programımıza. Nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz. Allah’a hamdolsun, Allah’a çok şükür çok iyiyiz, sizleri de iyi gördük maşaAllah.

SUNUCU: Sağ olun teşekkür ederim, iyiyim elhamdülillah. Siz de hoş geldiniz Hocam. Nasılsınız?

OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, Allah’a çok şükür çok iyiyim, elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: Oktar Hocam bugün yıldırım gibi olacaksın. Tamam, söz?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah söz, inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne anlatalım, ne konuşalım?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, bu sizin bahsettiğiniz broşürü bulmuştuk bugün. Bu Hocam sizin, siz daha iyi bilirsiniz tabii inşaAllah, ilk çıkardığınız broşür o dönemde.

ADNAN OKTAR: İlk çıkardığımız broşürlerden, bundan önce gene başka broşürler çıkardık.

OKTAR BABUNA: Pardon Hocam doğru. Zaten bugünkünün bir özeti gibi böyle içindeki bilgilere baktım.

ADNAN OKTAR: Bu kaç yılındaki oluyor?

OKTAR BABUNA: 1984’lü yıllar, 84.

ADNAN OKTAR: Olabilir. 86’da kitap dağıtıyorduk. Ücretsiz, büfelerde, kitap büfelerinde falan ücretsiz dağıtılıyordu. Ama bunun daha küçüğüydü.

OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. O da, siz söylemiştiniz Hocam, size kalan bir mirası olduğu gibi pantolonunuzu uhu ile yapıştırarak, yamayarak Allah yolunda harcadığınızın kanıtıdır inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar oradan oraya atlıyorsun, karmakarışık bir şey olacak. Pantolonunuzu uhu ile yapıştırarak... ben açıklamazsam artık kim bilir ne anlaşılacak, öyle olmaz. Pantolonumun dizlerinde yırtıklar oluşmuştu, ben dizlerimdeki o bölüme, o aynı kumaştan içinden fazla kumaş vardı, o kısmı kestim uhuyla yapıştırdım. Tamam mı?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Ki çok rahat yeni takım elbise alabilecekken, bugünün parasıyla demiştiniz 140 milyar kadar bir miras kalmıştı. Olduğu gibi Allah yolunda harcamıştınız Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani 140 milyar neki Allah yolunda. Yani çok çok daha fazlası bütün dünya harcansa gene gönül rahatlaması yapmaz. Cenab-ı Allah’tan gene isteriz, gene harcamak isteriz. Tabii.

SUNUCU: Sorularımız var, isterseniz sorularımızla başlayalım. Salih Yağız sormuş: “Muhterem Hocam, Ahirette insanlar Kuran’ı tam olarak anlayacaklar mı? Yoksa orada da dünyadaki gibi insanlar arasında ilim ve akıl farkı olacak mı?” demiş.

ADNAN OKTAR: Tabii artık Ahirette Kuran’ın bütün sırları ortaya çıkacak, bilmediğimiz sırları var, Allah’ın Ahirette bize göstereceği sırlar var. Ama Hz. Mesih zamanında bu Hurufu Mukatta’nın sırrını öğreneceğiz inşaAllah. Kuran’ın başka sırları var, onları öğreneceğiz. Ama bütün kainata ait bilgi de var Kuran’da, yani çok acayip bir şifre sistemiyle her şey var Kuran’ın içerisinde, Ahirette bunları göreceğiz. Bu, aklın ihtiyarını kaldıracağı için Cenab-ı Allah, bunları bu dönemde bize göstermiyor. Ahirette bunları göreceğiz. Bütün kâinatın sırları, bütün illimler Kuran’da kodludur, hepsi. İnsanların şu an tespit edemeyeceği, karmaşık, ince bir kod sistemiyle kodludur. Her insan hakkında bilgi, her olay hakkında bilgi de kodludur, bunu Ahirette göreceğiz inşaAllah. Ve insanların nefesi kesilecek Allah’ın sanatını görünce. Ama bir kısmını biz bu dünyada göreceğiz; mesela bakın 86 - Enbiya Suresi: -şeytandan Allah’a sığınırım- “Onları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi.” Bak Allah’ın rahmetine nail olmuşlar; bir taife. Şüphesiz diyor Allah, onlar samimi kimselerdi. Mesela bak, ebcedi 2066; İslam’ın en muhteşem hâkimiyet yılları, inşaAllah. Hz. Mehdi bu devirlerde yaşlı-genç olarak faaliyette olacak, Hz. Mesih de öyle, yaşlı-genç olarak faaliyette olacak inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bir hadiste zaten Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Hz. Mehdi için ileri yaşlarda da genç görünümlüdür diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle; yetmiş delikanlı gücündeydi maşaAllah. Bedenen, ruhen müthiş bir güç ve iktidar sahibiydi. Hiç kimse sırtını yere getiremiyordu Resulullah’ın, tahayyülü dahi mümkün değildi. O zamanın en ünlü başpehlivanını defalarca yere vurdu Resulullah. Peygamberimize, biliyorsun geçenlerde de anlatmıştım, hâşâ kendince meydan okudu; beni bir kere yen, ben sana iman edeceğim dedi, milleti de etrafına topladı Peygamberimize. Tamam dedi Peygamberimiz, meydanlık alana çağırdı, bunu aldığıyla sırtının üstüne vurdu Peygamberimiz; ben boş bulundum, bu olmadı dedi. Hadi bir daha Peygamberimiz, bir kere daha sırtını yere vurdu; o zaman anladı ki Allah’tan özel bir güç verilmiş. Hz. Musa da öyleydi. Allah onu olağanüstü güçlü yaratmıştı. Bütün Peygamberler böyledir, ona imam kuvveti derler. Tabii Allah’ın hikmeti o, imandan kaynaklanan bir güçtür inşaAllah.

SUNUCU: Savaşlarda da öncülük göstermişlerdi değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Peygamberimizin savaştaki durumu, biraz aklı başında olan bir parça orta derece hatta altında bile aklı olan insanın… Bakın düşmanın ortasına giriyor, Allah diyor ki: “Ben seni koruyacağım” Daha önce Peygamberimiz çift zırh giyiyordu; bir zırh giyiyordu, üstüne bir zırh daha giyiyordu, iki zırhla, öyle savaşıyordu. Allah; “Ben seni koruyacağım” dedi, onu deyince bütün zırhlarını çıkarttı Peygamberimiz, sebebi kaldırdı. Bak düşmanın arasına daldı, kardeşim şimdi burada savaşıyorsun değil mi ve amaçları sadece Resulullah’ı şehit etmek, başka bir amacı yok. Savaşın gayesi bu zaten. Yüzlerce adamın arasına giriyor; buradan karşısında adam var, burada da adam var, burada da adam var, burada da adam var. Çok uzun süre aralarında kayboluyor Resulullah, savaşıyor. Hatta sahabeler diyorlar; şehit ettiler herhalde Resulullah’ı diyorlar. Haber gelmiyor, kayboluyor. Bir süre sonra aslan gibi aralarından çıkıyor! Bu, nedir bu? Sırf bu tek başına mucizedir, başka bir delil olmasa bu yeterlidir. Nasıl kurtulur bir insan böyle bir durumda yani? Adamlar müsellah, hepsi silahlı; kiminde mızrak, kiminde ok, kiminde kılıç, kiminde topuz ve tek hedef var ve bir şey yapamıyorlar, nasıl açıklanır bu?

OKTAR BABUNA: Hiçbir açıklaması yok Hocam mucize, Allah’ın mucizesi.

ADNAN OKTAR: Mızrak atabilir, ok atabilir yanaşamıyorsa değil mi, kılıç sallar, zaten arkasını göremez Peygamber diye düşünür. Bak, düşünür dedim dikkat ederseniz; çünkü Peygamberimiz her yönü görüyordu mucize olarak. Gözü kapalı da görür.

SUNUCU: Kalp gözü açık.

ADNAN OKTAR: Tabii, Cenab-ı Allah gösteriyor. Mesela o biliyorsunuz Kudüs, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gösterildi. Detay, detay, detay, detay anlattı, hatta kervanın yoldan geçtiğini söyledi, kervan bir süre sonra geldi hakikaten aynen dediği gibi. Detay verdi; yolda gelen kervan hakkında detay verdi; aynısını gördüler. Ama bunlar aklın ihtiyarını kaldırmaz. İnsanlar zannediyor ki aklın ihtiyarını kaldırır, değil. Yani onun da aklının ihtiyarını kaldırmıyor. Bizim anladığımız şekilde bir görme değil o. Yani bizim bu şekilde görmemiz gibi bir görme değil. Allah onu, ona has bir ilimle ona hissettiriyor. Bizim yoksa buradan bu cepheden, buradan da aynı cepheden o anlamda değil. Daha değişik bir şey inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ahir zaman da çok ayrıntılı. Hz. Mehdi (a.s.)’yi çok çok ayrıntılı tarif ediyor. Bütün fiziksel özelliklerini, olacak olayları, yapılacak mücadeleyi çok ayrıntılı bir tarif var Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim, Peygamber Efendimiz(s.a.v.) zaman zaman ruhaniyet kesbediyordu. Yani cisim olmaktan çıkıyordu, madde olmaktan çıkıyordu. Ruhaniyet kesbettiğinde her yönden görür. Yani bir yekaza hali gibi bir şeydir bu. Her yönden görür. Yani şahıs onu uyku gibi bir şey hisseder. Uyku zannedersin yekaza halinde. Mesela rüyada da insan her yönden görür. Böyle bir durum olabilir. Ama tabii bu uzun süreli değil de, mesela kısa süreli anlar şeklinde. Yoksa o zaman Peygamber (s.a.v.)’in de aklının ihtiyarı kalkar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in aklının ihtiyarını hiçbir zaman için kaldıracak bir olay olmamıştır, hiçbir zaman. Ayette eğer dikkat edersen, bunlar açıkça dikkat edilen konulardır, bilinir değil mi? Herkesin bildiği konulardır inşaAllah. Ama şöyle diyelim; mesela Kudüs’ü görmesinde de gene yekaza hali oluyor. Yani aklın ihtiyarı kalkmaz. Yani gözüne görünüyor. Bir rüya gibi görüyor, o yüzden aklının ihtiyarını kaldırmıyor. Yekaza, Said Nursi Hazretlerinde de oluyor biliyorsunuz, açıklıyor. Beni diyor asrın, mebusanın olduğu bir şeye götürdüler diyor, heyete. Ey felaket ve helaket devrinin adamı, hoş geldin diyorlar. Esselamü aleyküm buyur diyorlar. Herkes ordaydı diyor; Resulullah (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.), Hz. Mesih (a.s.), Hz. Hızır (a.s.), o asrın görevlileri, kırklar hepsi ordaydı diyor. Bir konuşma, detaylarını vermiyor Üstad. Çok fazla detay vermiyor, bir kısmını anlatıyor. Sonra bir de baktım diyor, yatakta el pençe divan diyor, terlemiş diyor böyle huzurda durur gibi durduğumu gördüm diyor, yatakta. İşte buna yekaza hali derler. Çok net görüyor, çok sarih. Ama biz şimdi mesela konuşuyoruz ya burada, birdenbire ben kendimi yatakta görsem; ya derim ne kadar net rüya görmüşüm ben diyeceğim. Yani inanırım ben, o zaman çok makul olur. Zannettiğiniz gibi şaşırtıcı olmaz. Ben sadece çok net bir rüya gördüğümü zannederim. Çünkü nereden bunu söylüyoruz; bende de oluyor, birçok kişide de oluyor. Bazen insan uyuyor, uykuda olduğumu anlıyorum. Diyorum ben hemen uyanayım uykudan, işim var, ona benzer bir şey. Bir uyanıyorum, elhamdülillah ne kadar net dünya, Allah’a şükür diyorum. Uykuyla gerçek hayat arasındaki farka hamd ettim, şükrettim. Çünkü çok net, gayet güzel güneşli, pırıl pırıl bir hava. Saatler sonra uyandım, o da rüyaymış bu sefer. Hayret içinde kaldım. Yani alenen uyandım ben, net yani. Her şey çok netti. Hatta şükrettim aradaki farkın, abartılı şekilde o farkı hissettim. Yani nasıl siz uyandığınızda fark ediyorsunuz ya, o şekilde. Baktım, rüyaymış. Böyle milyonlarca insan vardır rüya gören. Yani rüyadan gene rüyaya geçer, uyandığını zanneder. İşte, bu dünya da böyle. Şimdi biz uyanık zannediyoruz kendimizi. Ölünce birden ayağa kalkacağız, Allah Allah diyeceğiz; biz amma uzun rüya gördük. Kimi diyor; mesela on gün, on gün rüya gördük diyor. Kimi diyor; bir günün bir vakti kadar diyor, çok az gördük diyor. Bir kısmı da bir göz açıp kapama vakti kadar, çok az diyor, orada hata yapıyorsunuz diyor. O kadar kalmadık diyor. Hepsi doğru, çünkü zaman izafi olduğu için hepsi öyle algılıyorlar.

SUNUCU: Kabirdeki hayat değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Uyandıklarında, Ahirette. Kabir hayatı çok kısadır, zannettikleri gibi değil.

SUNUCU: Kabir hayatı yine, bir günün ya da bir günün yarısı kadar diyecekmişiz eğer salih kullardan olursak.

ADNAN OKTAR: Çok kısa, evet inşaAllah.

Oktar Hocam ne anlatacaksın?

OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam, ne uygun görürseniz inşaAllah. Kuran mucizeleri var, sevimli canlılar var.

ADNAN OKTAR: Şu sevimli canlılardan bir başla.

Bu herifler benim sinirimi acayip bozuyor, çok şeker bu. Yani Allah koruyor bunu benden, yani yerim ben bunu, başka yapılacak bir şey yok yani. Bak şekerliğe bak, annesi de çok güzelmiş maşaAllah. Ne yapıyor bu kerata? Onunla oynuyor. Ne şeker hayvanlar, çok büyük zevk bunlar maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz programa getirmiştiniz Hocam, uzun süre burada böyle oturmuştu.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, sepetinde.

Bak gene yaramazlık peşinde bu. Tam çete bunlar, klasik çete.

OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah. Bir de siz hep dikkat çekiyorsunuz Hocam, hakikaten tozun toprağın içinde yaşıyorlar ama pırıl pırıllar.

ADNAN OKTAR: Baksana dişler İpana’yla temizlenmiş gibi, gıcır gıcır yani. Serbest güreş müsabakaları başlamış. Bu nedir bu? Kedi mi bu? MaşaAllah. Eni boyu belli değil maşaAllah, maşaAllah. Abisi şu şekerliğe bak şunun, boncuk boncuk maşaAllah. Evde bunlar çok büyük nimet. Ama evde tabii bunların ayrı odası olması lazım. Serbest olmaz, kedi tüyü riskli olur, ciğere kaçar Allah esirgesin. Bir de kedi tırmığı hastalığı var, o da lenfomaya benziyor, tehlikeli bir şey, çok dikkatli olacaklar.

Tamam neyse, şimdilik bu kadar.

SUNUCU: Hocam çok güncel sorumuz var. “Adnan Bey, sevgililer günü hakkında ne düşünüyorsunuz?” Duygu Hanım, İzmir’den.

ADNAN OKTAR: Sevgililer günü hakkında ne düşünüyoruz. Yarın mı, bugün mü? Yarın. Sevgililer günü, biz sevgililer gününü sonsuza kadar kutluyoruz. Bizim bir tane sevgilimiz var.

OKTAR BABUNA: Allah, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah. Sonsuza kadar seviyoruz. Onun tecellilerini de gene değil mi? Rahmani tecellilerini, onları da sonsuza kadar seviyoruz. Bir gün anneler günü, bir gün. Annesini o gün hatırlıyor. Bakın ahir zaman ve Darwinizm insanlığı ne hale getirmiş. Bir günün belirli bir vaktini ayırabiliyor. Her gün anneler günüdür, her gün babalar günüdür, her gün sevgililer günüdür. Nasıl oluyor bu, bu nasıl bir mantıktır? Kardeşim hediye; güzel bir söz de hediyedir, güzel bir bakış da hediyedir, saygı da hediyedir. Allah’tan bahsedersin, o da bir sadakadır mümin kardeşine. Bir güzellik, bir ilim, bir bilgi anlatırsın, bu da bir sadakadır. Gidersin mutfakta meyve soyar getirirsin tabakta, sevdiğinin önüne koyarsın, bu da bir hediyedir değil mi? Bahçeden çiçek toplar getirirsin üç-beş tane, bu da bir hediyedir. Güzel renkli bir böcek vardır mesela, alırsın onu bir kapta getirirsin, gösterirsin ona Allah’ın tecellisi, o da hediyedir. Bunun belirli bir güne verilmesi, sevgili kavramını yıkan bir şey. Bir de sevgili ne yani, bir de ona bakmak lazım. Sevgili; mesela insanın annesi, babası sevgilisidir değil mi? Çocuğu sevgilisidir, Resulullah (s.a.v.) sevgilisidir, Allah sevgilisidir. Ama burada elalemin çoluğunu çocuğu alıp işte bu benim sevgilim deyip gidip ırzına geçerse, sonra sevgililer günü olarak da sana hediye aldım, al getir diyorsa; o hediyeyi ona yedirmek lazım yani değil mi parça parça. Olmaz, çünkü kadın iffetiyle güzel oluyor. Çünkü ona değer verdiğinde güzel olur. Bak saygı duyacaksın, değer vereceksin, sırdaşı olacaksın, Allah’ın tecellisi olarak hayran olacaksın, çok temiz bulacaksın, acıyacaksın, şefkat hissiyle koruyacaksın, derin muhabbet duyacaksın, kız kardeşin gibi, çocuğun gibi, annen gibi koruyacaksın. Değil mi? Merhametten zevk alacaksın, onu gözünde büyüteceksin, değerini daha da artıracaksın, sağlığına-sıhhatine dikkat edeceksin, mutluluğuna-sevincine dikkat edeceksin, kılına zarar getirtmeyeceksin, helalin olacak, hepsinin üstünde eğer şeyse, yani değil mi, yani cinsel yönden de bir yakınlığı olması durumu ancak helali olarak olabilir. Helali olacak, o zaman zaten Allah övüyor, ibadet olur bu. Anlaşıldı mı? Ama öbür türlü elin çocuğunu al, kullan, çöp torbası gibi değerlendir, peçete gibi kullan at, ondan sonra adına sevgili de. Olmaz öyle şey. Aşağılamış oluyorsun sen onu orada, değer vermiyorsun ki, adam yerine koymuyorsun. Değil mi?

OKTAR BABUNA: Zaten bu söylediklerinizden hiçbiri tecelli etmiyor o zaman, o şekilde. Siz anlatmıştınız daha önce.

ADNAN OKTAR: Tabii. Nerede burada merhamet, nerede burada acıma duygusu, nerede koruma duygusu? Çocukcağız süslenip-püslenip hazırlanıp geliyor. Kardeşim, senin paran var mı, o kadar tehlikeli yoldan geçiyorsun, sana kimse zarar verir mi, vermez mi? Sağlığın, sıhhatin yerinde mi? Olabilir, her türlü hastalığı da olabilir, değil mi? İnsan sevdiğini şöyle tepeden tırnağa bir check up yaptırır. İnsanın içi rahat etmez. Neyi var, neyi yok onu bir tespit eder. Baktın kansız, mesela kanı eksik; ilaç verirsin, yiyeceklerine dikkat edersin. Mesela üşüyorsa, sıcak ortam sağlarsın. Bakalım onun evi de rahat mı? O rahatlığını düşünürsün. Laf, söz gelecek mi, dedikodudan kaçınacaksın, dedikodudan. İffetine, haysiyetine halel getirmeyeceksin, inşaAllah. Sevgi böyle olur, öyle takır takır seviyorum olmaz. Orada kullanıyorsun, sevmiyorsun, kullanıyorsun. Aşk yok, tutku yok, muhabbet yok, Allah’ın tecellisi olarak bütün bu güzellikleri görmek yok. Ne görüyor? Et yığını. Adamın pis atığını boşaltmak için bir ete ihtiyacı var, adına ne koyalım bunun diyorlar? Sevgili koyalım diyorlar, adı düzgün bir şey olsun. Halbuki onu bir et torbası olarak görüyor. Değil mi, et yığını olarak görüyor? Yani bir atık torbası gibi görüyor. Adına da sevgili koyuyor. Sevgili, böyle sevgili olmaz. Ya helali olacak veyahut işte çocuğuysa işte o şekilde sevgilisi olur. Allah’ın aşkının tecelli ettiği sevgili. Mesela bak küçük bebekler görüyoruz, onlar bizim sevgilimiz, değil mi? Allah’ın tecellisi, Allah’ın yüzü. Kim? Allah bizim sevgilimiz. Allah, bebek olarak tecelli ediyor, insan olarak tecelli ediyor. Dolayısıyla bizim Habibimiz, sevgilimiz, sadece Allah’tır inşaAllah. Mesela Peygaberimize (s.a.v.), Cenab-ı Allah, Habibim diyor, sevgilim; Allah’ın, o da bir tecellisidir Peygamberimiz (s.a.v.) değil mi? Hz. Yusuf, Allah’ın bir tecellisidir, o da Allah’ın sevgilisidir. Hz. İbrahim de Allah’ın sevgilisidir. Ama hassaten Peygamberimize (s.a.v.), özel olarak Cenab-ı Allah böyle hitap etmiştir, Habibim diye, inşaAllah. Resulullah (s.a.v.) dünya güzeliydi, böyle muhteşem bir insandı, maşaAllah, simsiyah gözler, pembe-beyaz bir ten, uzun siyah saçlar, gür sakalı vardı böyle maşaAllah yiğidimizin, kollar pehlivan kolu, omuzlar aslan gibi böyle, inşaAllah. Orta boyluydu Resulullah (s.a.v.), çok güzel bir hitabeti vardı ama heybeti bir insanın dayanabileceği gibi değildi, çok nadir insan kaldırabiliyordu. Baygınlık geçirenler, konuşamayıp dili tutulanlar, sırf yüzüne baktı mı Peygamberlik heybetinden dolayı. Elinden, yüzünden nur böyle ışık saçılıyor, gören nefesi kesiliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) adını soruyor, söyleyemiyor. Memleketin neresi diyor, söyleyemiyor; nutku tutuluyor heybetinden dolayı. İlahi nur etrafı sardığı için, o manevi elektrik etrafı sardığı için, hipnotize oluyor adeta. Resulullah (s.a.v.) mesh ediyor, o zaman açılıyor, maşaAllah. Evet, yani bu sevgililer günü olayını buradan geldik. Burada samimi olacaklar. Yani Allah’ın tecellisi olarak sevilir bir insan ve koruma, sevgi korumayı içinde getirir, maddi manevi koruma, bu yoksa hiç konuşmasınlar.

OKTAR BABUNA: Hatta siz anlattınız Hocam, evlilikte de mesela balayı diyorlar ama ay bile sürmüyor diye, bu mantıkla evlenildiği zaman, bu şeyle.

ADNAN OKTAR: Tabii kızcağız mesela paraya ihtiyacı oluyor. Zaten birçok aile, tek derdi kıza koca aramak oluyor. Sabahtan akşama kadar ana konu bu oluyor yani, yemek yapmanın dışında anası koca arıyor, babası da arıyor, bütün aile arıyor. Bütün ailenin derdi oluyor, konusu oluyor. Ana konu bu. Ne diyor, koca arıyoruz diyorlar, kıza koca arıyoruz diyor, bir de kızı sattın mı diyor arkasından, o ne biçim lafsa öyle. Çok çirkin bir ifade, işte diyorlar falanca efendinin oğlu var diyorlar maşaAllah, ne özelliği var diyorlar, Almanya’da okumuş çocuk diyor, zaten öyle dedin mi, bir adrenalin salgılanıyor adamlara, eli ayağı bir çekiliyor şöyle bir. Başka diyor, evi varmış diyor. Bak ahlakından, dininden, imanından, kişiliği, şahsiyet, yaptığı cihat, mücahitlik, Allah yolunda ne çile çekmiş, bunlar hiçbiri yok. Önce bu ana konu bir hallolması gerekiyor çünkü. Başka diyor, zibil gibi maaş alıyor kendisi diyor, zaten böyle kafa eriyor zaten ondan sonra o hani kalpler çıkıyor ya karikatürlerde olur, bir anda bir aşk oluştuğunu iddia ediyor, zaten konu bitiyor. Ondan sonrasında geriye detaylar kalıyor. Namaz kılar mı çocuk diyor, kılar diyor tabii, kılmaz olur mu, ne biçim söz o diyor, hepimiz kılıyoruz, hepimiz Müslümanız elhamdülillah diyor. Cumalarını hiç aksatmaz diyor, zaten orada bir hafiften şeyi veriyor. Cumalarını hiç aksatmaz diyor. Tamam diyor o zaman, mesela bitti, bir de babasına soralım diyor, sen ne dersin diyor babası, olur da diyemeyiz, olamaz da diyemiyoruz. Böyle mahalle şeyi gibi böyle ortalı laflar böyle. Cilve yapıyor yani böyle. Zaten bitmiş yani, erimiş, o malı, mülkü değil, gitti kafa, dağılıyor. Yumruk yemiş gibi artık kendinde değil, toparlanması da mümkün değil, inşaAllah. Sonra eşek kafalı bir herifi alıp getiriyorlar, ensesi pudralı bir tip. Diyorlar aday bu, eline de ot tutuşturmuşlar, biraz çiçek falan, öpeyim anne diyor, baba falan diyor, zaten konu bitiyor, ondan sonra geriye detay kalmıyor. Sonra çocuğu veriyorlar, elin zontası, ulan tanımazsın, bilmezsin, etmezsin, yani birkaç kısa bir dönem nişan diyorlar. İşte söz, al götür. Alıp götürüyor. Nasıl bir vicdandır bu, sen bilmezsin, herif psikopat da çıkabilir, bu manyak da çıkabilir. Ne yapacağı belli olur mu? El kadar çocuk, sen elin zontasının yanına verip, gönderiyorsun. Sonra da ağzını, burnunu kırıyor. Eziyet ediyor, dövüyor, babasının evine geliyor, babası da, bir de babası dövüyor, alıp geri götürüyor. Olur mu öyle diyor, sen diyor kocandır, döver de, söver de, ne alaka diyor. Eve zaten oturmuş adam, evi almış bir kere, evi damat efendiden almış. Evin içi döşenmiş, eşya falan yani, şimdi ne demek bu? Kız geldiyse ev gidecek demektir. Evin gitmemesi için kızın gitmesi gerekiyor, yeniden aynen iadeli taahhütlü geri gönderiyorlar. Bir fasıl daha sopa. Gencecik yaşta o çocuklar insanlıktan çıkıyorlar. Mesela yirmi beş yaşında, yirmi yedi yaşında akıl almaz çöküyor, kısa sürede. Başka bir şey oluyorlar. Çünkü adam onu bir atık torbası gibi görüyor, bulaşığını yıkattırıyor, çamaşırını yıkattırıyor. Kuluçka makinesi gibi görüyor. Arada sırada doğurur gibisinden. Adam onu çok fonksiyonlu bir mahluk gibi görüyor. O da onu böyle sağmal deve gibi görüyor. Arada sırada bol bol çıkar sağlanır. Akıl almaz bir nefret oluyor. Ondan sonra başlıyorlar sevgili muhabbetine. İşte bu akşam yemeğe çıkalım diyor. Yemek içgüdüsünden onun gönlünü almaya çalışıyor. İmanla, Allah korkusu ile, Allah sevgisi ile değil de. Yemek deyince kadının üstündeki nefrette hafif bir azalma oluyor. Yemeğin heyecanına kafası takılıyor. O da işte takıp takıştırıp süsleniyor, hep beraber bir yemek yiyorlar. Şimdi kadın yemeği yiyor fakat karşısındaki sığır. Adamın gözüne o bir sığır olarak görünüyor. Boynuzlu bir sığır yani. Yani yemeği yemiş olmak onu kurtarmıyor. İçinde öfke oluyor. Mesela kalkıp gitmek istiyor kadın, sinirleniyor, öfkeli. Gidiyor sırtlan gibi arkasından yapışıyor, kadını öpmeye kalkıyor. Kadın daha da tiksiniyor. Anormal gıcık oluyor ama sezdirmiyor. Çünkü paraları gidecek. Artık ondan sonra o iğrençliğe ve o aşağılanmaya vücudu artık uyuşuyor. Uyuşup alışıyor. Herifin artık pisliğini temizleyen, onun iğrenç yaklaşımını kabul eden, münasebetsiz esprilerini, aptal aptal konuşmalarını dinleyen bön bir insana dönüşüyor. Beyni uyuşuyor artık yani. Çok zeki kadınlar var, akıllı kadın. Adam ahmak, mesela alışıyor onun esprilerine o da gülmeye başlıyor herifin abuk sabuk, dangalakça, münasebetsiz esprilerine yani ona uyum sağlıyor. Bakıyor baş edemiyor onun münasebetsiz sözlerine, münasebetsiz konuşma üslubuna o da uyum sağlıyor. Hatta adam kumarbaz ise onunla beraber gidip kumara o da alışıyor. Çok aile biliyorum, çok genç kız. O da kumara alışıyor. Mesela içki alışkanlığı var ise masada o da onunla beraber içmeye başlıyor. O namaz kılmıyorsa o da kılmıyor onunla beraber.

SUNUCU: Üzüm üzüme baka baka kararır derler.

ADNAN OKTAR: Tabii mahvediyor. Bir de bakıyor ki mesela 20 yaşında kız, evlendiriyorlar. Bir on sene göz açıp kapayıncaya kadar gidiyor. 1 yıl gibi geçiyor on sene. Herkes biliyor. Bir on sene daha geçiyor, 40. Menopoza giriyor kadın. Feci şekilde çöküyor. İş bitiyor. Adamın artık aşağılaması için daha iyi koz elinde. Çünkü kadının evlenme gücü de yok o şeyden sonra onun için. Çocuğu da olmuş oluyor. Adam korkunç avantajlı konuma giriyor. Yani her türlü saldırı için, her türlü aşağılama ve ezme için muazzam avantaj. Çünkü artık kadının gitme ihtimali yok onun için. Çocuk da var, yaşlanmış da. Yani yapacağı bir şey yok. Onun avantajlarını kırmış zaman, yani kendi kafasına göre avantaj, tabii biz onu kabul etmiyoruz da. Onun mantığına göre avantaj. Ondan sonra nefrete dayalı bir sistem oluşuyor. Mesela bir kısmı yeni çözüm bulmuş. İkisi ayrı ayrı yaşıyorlar. Adam bir evde, kadın bir evde yaşıyor. Yeni moda da bu. Teknik olarak boşanmıyor. Çünkü boşandıklarında karşılıklı para harcanacağı için daha az olsun gibisinden. Böyle ne kadar adam var biliyor musun? Yüz milyonlarca insan var, yüz milyonlarca. Allah sevgisi olmadığı için bu girdabın içinde kapılmış, bu girdap ile boğuşuyorlar. Mesela adam gidiyor, sabah işine gidiyor çeklerin peşinde. 10 tane çek var diyor. Bugün bunları toplamamız gerekiyor diyor. Mallar gümrükten çıkmadı diyor. Öbürü diyor ki hastane kapısında bugün sıra bekliyoruz. 4.gün, sıra gelecek diyor. Öbürsü diyor ki mahkememiz falanca gün mahkeme, avukat diyor, para için sıkıştırıyor diyor. Avukata para bulmaya çalışıyorum diyor. Yani bir sürünmedir, bir kargaşadır ve bir kavgadır gidiyor. Ve bunu hayatın gayesi zannediyor adam. Yani sorgulamıyor. Ben bunun için mi bu dünyaya geldim? Yani bu sürünmek. Sürünmenin diğer adı bu. Evliliğinde sürünüyor. İş hayatında sürünüyor. Yemesinde içmesinde sürünüyor. Birçoğunun sağlığı bozuluyor zaten, hiçbir şey yiyemiyor içemiyorlar. Mesela şekeri oluyor bir şey yiyemiyor. Kolesterolü oluyor yiyemiyor. Mesela bak geçenlerde bu Hülya Avşar’ın olayını duydum. İnternetten baktım ne yapmış, neler konuşmuş diye. Daha hala gücünü ve güçlü olduğunu, ayakta olduğunu göstertmeye çalışan bir üslup içinde. Diyor ki ben daha önce menisküsler geçirmiştim diyor. Yani bu benim için önemli değil. Halbuki çok mühim bir şey ayak kırığı. İki yerden kırılmış. Çok tehlikeli bu. Bir daha spor yapması falan çok zor öyle bir konumda. Bilmiyorum doktor daha iyi bilir.

OKTAR BABUNA: Estagfurullah Hocam.

ADNAN OKTAR: Diyecek ki Cenab-ı Allah’tan bu bana bir uyarı olabilir diyecek. Bunda bir hayır hikmet vardır. Benim yaşım da ilerledi. Ben Allah’a tam teslim olayım, diyeceği yerde, gidiyor ben diyor, sevgilim için dinimi değiştiririm; yeni bir gazete haberi. Eğer onun demeci ise. Bu, Allah’ı sınamak gibi bu sözler. Yani Allah böyle bir uyarı getirdiğinde insan bir derin düşünür. Hakikaten çok güzel bir insandı ve çok yaşlandı ve çok değişti. Zekasına çok derin saygım var. Sevgi duyuyorum. Çocuksu temizliğine de sevgim var ama bu gururu, çocuksu gururu komik duruyor, yani çok komik duruyor. Dinle ilgili bu yakışıksız sözleri de çok çirkin duruyor. Çok çok çirkin duruyor. Ben ona sürekli benim kitaplarımdan gönderdim posta ile. Uzun süre, aylarca gönderdim. Muntazam gönderdim. Bilmiyorum okudu mu okumadı mı ama insan bilgisini, genel kültürünü artırır. Mesela bir konu oluyor, hiçbir bilgisi olmadığı anlaşılıyor. Başka bir konu ile hiçbir ilgisi olmadığı anlaşılıyor. Ama her konuda hüküm yürütüyor. Açıklamalarda bulunuyor. Halbuki madem böyle kamuya mal olmuş bir insansın, her konuda bir parça bilgi edinir insan. Okur, dini araştırır, konuları araştırır. Mesela benimle röportajında da baktım, bilgisi yok hakikaten. Çok dar bilgisi. Bana bir şey olmadı havası vermek, arkasından mesela bak onu çıkartmış. Halbuki böyle şeylerde bu, Allah’a yakınlaşmak için mühim bir vesiledir. Allah bereket getirir. Mesela daha sağlıklı olmasını sağlar Allah. Daha güçlü olmasını sağlar, hikmetle yaratılıyor bunlar. Bana bir şey olmadı havası, yani yatağa yatmış Acun ile konuşuyor. Kardeşim burada zaten Allah bir şey meydana getirmiş. Yani burada meydan okur gibi bir üslup oluyor mu? Çok yanlış bu. Burada Allah’tan bahsetmesi, mesela Acun gene benim eski talebemdir Acun. 7 yıl falan yanımda kaldı Ali Acun. Çok zeki de fakat haytaydı yani. Ama çocuksu kalbi vardır. Çocuk ruhludur. Mesela o orada Allah’tan bahsediyor. Aferin ona, daha önceki aldığı eğitimin etkisi var demek ki üstünde. Tek kelime Allah’tan bahsetmedi. Allah böyle bir şey verdi, tabii bunda bir hayır bir hikmet vardır, değil mi? İnsan bundan bir ibret çıkarır. Bir şey çıkarır. Bir de nereye kadar direneceksin? Kaç yaşında o şu an?

OKTAR BABUNA: 45-46 yaşında.

ADNAN OKTAR: Tamam, bir on sene sonra 56. Bir on sene sonra 66. İki on sene, yaşlı bir teyze 66 yaşında.

SUNUCU: O da Allah ömür verirse tabii.

ADNAN OKTAR: Allah ömür verirse. Burada bu neye direnme bu? Kim buna inanıyor? Kim etkileniyor bundan?

OKTAR BABUNA: Kimse inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mesela halbuki güzelce İslam’dan, Kuran’dan konuşsa zaten sevilmeye uygun bir insan. Herkesin seveceği bir insan. Herkes sever, bağrına basar. Bunlar ne demek: “Ben sevgilim için dinimi değiştiririm.” Sevgili de et kemikten oluşan bir varlık, Allah’ın bir tecellisi. Tuvalete gider, yemek yer. Karnı var, bağırsağı var, karaciğeri var, dalağı var. Bir etten oluşmuş bir varlık. Böyle bir varlık için insan dinini değiştirir mi? Dünya verilse değiştirilir mi? İnsan, gırtlağına çökseler insan dinini değiştirmez. Bu nasıl bir laftır bu. Bu nasıl bir söz. Yani bununla ne amaçlıyor. Bunlara ne gerek var. Allah hidayet versin tabii. Allah aklını açsın. Normalde çocuksu temizliği olan bir insan. Yani sevilmeye ve sevgiye çok açık olan bir insan ama Allah rızası için şu üslubunu bırakması lazım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Allah razı olsun. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani ne gerek? Ne gerek bayağı son derece zeki insansın. Mesela güzel yüzlü, sevecen, hoş sohbet. Mesela çok atak bir insan. Mesela Kuran’a, İslam’a böyle saygılı, güzel bir üslup kullansa Türkiye’de bir tane olur, herkes sever. Yani kaç kişiye ne mesaj verilmiş oluyor böyle buradan? O mesaj verilen adamların ne önemi var yani? Değil mi? Hepsi ölüp gidecek. O da ölüp gidecek, tabii. Ben onun röportaja gidecektim o gün, bir hayır var, o gün annesi öldü; Emral Hanım Allah rahmet eylesin. Bize de gelmişti annesi, Emral Hanım, yani bir kaç kere gelmişti. Bazı ricaları olmuştu, yardımcı olmaya çalışmıştık. İyi insandı böyle, şakacı falan hoşsohbet, mütevazı iyi bir insandı.

OKTAR BABUNA: Tam o gün öldü, hatırlıyorum Hocam, röportaj günüydü.

ADNAN OKTAR: Evet, o çok Allah’ın hikmeti, çok acayip hayrı var o gün. Bir kere daha röportaj için gene gittim o günde beli ağrıyordu, belini tutarak. Ama çok şeker yani, hakikaten sevimli yani ona itirazım yok. Nüktedanlığı falan çok güzel. Ama bu sözü beni çok sarstı. Bu, dayanılacak gibi değil. Bunu düzeltmesi lazım. Yani bunu düzeltmesi lazım. Orada bir dil sürçmesi olarak kabul ediyorum ben bunu yani. Bir Müslüman hanım olarak, yani sürekli Allah’tan dinden bahseden bir insansın. İslamiyet’ten, Kuran’dan bahseden bir insansın. Mis gibi bizim dinimiz. Nur gibi. Berrak, açık, sarih. Kuranımız, ekmek gibi. Değil mi? Her hüküm net, her hüküm açık. İncil tahrif olmuş, teslis inancı konulmuş, üçleme konulmuş ve 4 ayrı İncil var. 4 ayrı kitap. Kuran’da 1 tane kitap var Allah’ın hükmü ve değişmiyor. Tabii, Allah’a hamdolsun. Bir kere sırf teslis bitiriyor olayı yani. Değil mi? Olay demeyeyim de Allah affetsin, yani teslis olan bir din, din olmaz. Allah birdir demesi lazım. İnşaAllah. Ki birçok Hıristiyan var, Kuran’ı da kabul ediyor. Tamam, bizim onlara bir sözümüz yok. Allah razı olsun. Peygamber Allah’ın Resulüdür diyor (s.a.v.), Kuran da haktır diyor. Allah hidayet versin. Tamamen İslam’a, Kuran’a dönsünler inşaAllah. Allah birdir diyor. Böyle diyen Hıristiyanlar var. Evet. İşte dua etmek lazım, güzelliğin iyiliğin gelişmesi için. Geçenler de Fatih Altaylı’nın üslubu, daha hala kafamda. Diyanet İşleri Başkanı’na dedi ya; bir taş attı diye. Diyanet İşleri Başkanı diyor ki: Kuran okuyalım akşamları diyor. Kardeşim, Diyanet İşleri Başkanı. Bunu söylemesinden daha normal ne olabilir? Yani gayet güzel bir söz söylemiş. Diyanet İşleri Başkanı bak, Karayolları Genel Müdürü değil. Diyanet İşleri Başkanı söylüyor bunu. Bir taş attı diyor. Bu nasıl söz? Hayır, kardeşim bana mesela hakkımda davalar açıyor, aleyhimde birçok çalışmalar yapıyor, hapsedilmem için uğraşıyor. Hepsininde hakkımı helal ediyorum. Benim onunla bir alıp veremediğim yok. Ama Kuran’a, dine, İslam’a yönelik sözlerde benim nevrim dönüyor. Ve taş attı denmesi sözü de, benim çok ağırıma gitti. Çok acayip bir söz bu.

OKTAR BABUNA: Aynı şekilde Hocam. Bütün Müslümanların ağırına gitti inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İftihar etsene ne güzel konuşmuş. Allah razı olsun, gayet güzel. Nitekim Diyanet İşleri Başkanı coştu mübarek. Atak üstüne atak, atak üstüne atak. Gene bugün gazetede yazılar vardı. Allah yardımcısı olsun. Bütün millet dua ediyor maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz bunu söyledikten sonra, aynısıyla söylemiş Hocam. Ben Diyanet İşleri Başkanıyım demiş, ben ne diyeceğim demiş. Tabii ki Kuran’a davet ederim diye bu sözü tekrarlamış. MaşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

4 dakikamız varmış.

OKTAR BABUNA: Hocam bu boşanma oranlarından bahsetmiştiniz. Böyle bir haber var. Boşanmaların arttığını söylemiştiniz. ‘Boşanma Oranları Evlilikleri Geçti’ diye. Tam dediğiniz gibi Hocam.

ADNAN OKTAR: Bak boşanma oranı evliliği geçti.

OKTAR BABUNA: Türkiye İstatistik Kurumu, 2008’deki evlenme oranının 2007’ye oranla % 0.57 arttığını, boşanmaların ise % 5.78 artış gösterdiğini açıkladı. Yani 5 katından fazla, 10 katı. 10 katlık bir artışla artmış Hocam.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Bak Darwinizmin, materyalizmin getirdiği belayı görüyor musun? Sevgisizliğin getirdiği belayı görüyor musun? Sokakta sevgisizlik, evlilikte sevgisizlik, bilmem nerede sevgisizlik bütün dünyayı kaplamış durumda. Mehdi (a.s.), bu karanlığı delen yıldızdır işte. İnşaAllah. Ayette diyor, delen yıldızdır diyor. Karanlığı delen yıldız. İnşaAllah. Bu dünyanın üstüne çöken karanlığı, nur gibi aydınlatacak inşaAllah, Allah’ın izniyle, Mehdi (a.s.) ve talebeleri Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah. Bütün muhaliflere rağmen.

Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi, 113: ”Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar;” Bak “Andolsun, onlara kendi içlerinden” halkın içinden “bir elçi” bir Mehdi “gelmişti, fakat onu yalanladılar;” Yalancı bu adam diyorlar. Buna uymayın. Ebcedi net 2007 tarihini veriyor. İnşaAllah. “Bu dünya” diyor Cenab-ı Allah “Pek az bir metadır” diyor. Çok az bir çıkardır diyor. “Onlara ise acı bir azap vardır.” diyor Allah. Sonunda çok acı bir azap vereceğim diyor, yani dünyaya dalıp, dünyaya kananlara.

SUNUCU: Evet, sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz kısa bir ara veriyoruz. Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, programımız değerli Hocamız Adnan Oktar ve Sayın Doktor Oktar Babuna ile kaldığı yerden devam ediyor efendim. Ben yine küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. İnternet sitelerimiz: www.haberhilal.com , www.harunyahya.tv, www.selamhaber.com , www.yenihareket.com ve www.bizimantalya.com efendim. Ayrıca www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Evet Hocam, nasıl devam etmek istersiniz?

ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; Mesih ve Mehdi aynı kişi midir, diyor. Farklı kişiler ise bu farklılık nedir, diyor. Mesih ve Mehdi ayrı ayrı insanlar. Birisi İsa İbni Meryem, yani Hz. Meryem’den olma Hz. İsa Mesih’tir. 2000 yıl önce, zamanın ve mekanın dışına çıkarılmıştır. Şimdi yeniden zamanın ve mekanın içerisine geri geldi. Aslında ben geldi demeyeyim diyecektim ama geldiği için geldi diyorum. Yani vazife başında şu an Hz. İsa (a.s.). Ama onun da ortaya çıkması, belli olması biraz vakit alacak. İnşaAllah. Faaliyet yapanlardan da haberi var Hz. İsa (a.s.)’nın. Ama bizim hiç tahmin ettiğimiz gibi birisi değil. Yani görünüşü tahmin ettiğimiz gibi ama yöntem değil. Yani çok, Hz. Hızır gibi. Çok şaşıracağımız yöntemleri var inşaAllah. Bir köşe yazısında diyor, Ashab-ı Kehf’in mağaradan çıkıp Hz. Mehdi (a.s.)’ye asker olacakları tarzında bir yazı vardı diyor. Gerçek bir askerlik mi bu diyor. Yoksa başka türlü mü diyor. Aslında o hadiste kast edilen, Ashab-ı Kehf’in Mehdi (a.s.)’ye gerçek anlamda kalkıp yardım etmesi değil de, Kehf Suresi’nde Mehdilikten bahsediliyor anlamında söylemiştir o hadis. Yani Kehf Suresi, Mehdiliğin genel bir özetidir. Yani çok kapsamlı Mehdiyet’in anlatıldığı bir özettir. Konu bu. Çünkü bir dünya hakimiyetinden, bakın önce küçük bir genç grubu var. Mehdiyet böyle başlamıyor mu? Ailelerinden ayrılıyorlar. Kendi aralarındalar. Bir mekanda toplanıyorlar. Bütün imkanlarını bir araya getiriyorlar. Ve o devirde onların aleyhinde muazzam bir sistem var. Toplumun baskı yaptığı, dışladığı insanlar bunlar. Ve mağarada belli bir süre kalıyorlar. Sonra Hızır (a.s.) ile buluşma var, iki denizin birleştiği yer. Neresi? İstanbul. Ebcedi de zaten tam aynı. Burada Hızır (a.s.) kıssasında anlatılmak istenen şu; Mehdi (a.s.)’nin her yaptığını biz pek anlayamayız. Gariptir Mehdi (a.s.). Bunu kim diyor? Bediüzzaman diyor. “Acip şahıs” diyor, “Ahir zamanın acip şahsı”. Mesela halkın tepkisini çekecek sistemi kendi eliyle özel hazırlayacak mesela Mehdi (a.s.). Bir ledün ilmidir bu. Yani insanların tepkisini çekecek şeyi özel kendi eliyle hazırlar. Bunu kimde görüyoruz? Hz. İbrahim (a.s.)’de görüyoruz. Diyor ki: “Ben hastayım” İbrahim (a.s.). Herkes kaçışıyor. Kendi eliyle böyle bir ortam meydana getiriyor. Ve insanlar kaçışıyorlar ondan. Bu, ledün ilmidir. Mesela Hz. Yusuf (a.s.), kardeşlerinin yükünün içerisine tası gizliyor. Ve sonra da yakalattırıyor. Bu da ledün ilmidir. Müslüman, zehir üstü zehir akla sahiptir. Yani öyle tahmin, tahayyül edebileceğin gibi değildir gerçek Müslüman. Zehirdir aklı adeta küfür için. Mesela bak, İbrahim (a.s.), Seyyidine Hz. İbrahim (a.s.), her yer put dolu, teker teker bir operasyonla hepsini yıkıyor. Baltayla paramparça ediyor tahta putları. En büyük putunu deliyor, ipi bağlıyor baltaya, boynuna asıyor. Akıl almaz bir cesaret. Akıl almaz demeyeyim. Akıl alır bir cesaret. Yiğit. Büyük puta dokunmuyor. Bu, ilm-i ledündür. Put işte alenen put, dokunmuyor ona. Hatta diyor ki: “Onun öyle bir gücü var ki o kırdı bunları” diyor. “Öyle bir gücü var” diyor. Adamları böyle çatla matla bırakıyor yani. Acayip sıkışıyorlar. Bu, bir ledün ilmidir. Hızır (a.s.)’da da var. Hızır (a.s)’dakine Hz. Musa (a.s.) tahammül edemiyor, Ululazim Peygamber olduğu halde. Tembihliyor Cenab-ı Allah önceden bildiriyor, zaten Hızır (a.s.) da söylüyor. “Benim bu yaptıklarıma sen tahammül edemezsin” diyor. “Ve itiraz edeceksin sen” diyor. “Çünkü özünü kavrayamadığın için itiraz edeceksin” diyor. Ama “İtiraz edersen ben seninle devam etmem” diyor. Yemin ediyor; ben sana itaat edeceğim diye. “Hiçbir şekilde itiraz etmeyeceğim” diyor. Daha ilk uygulamada hemen itiraz, Hızır (a.s)’a. Hızır (a.s.)’ın burada yaptığı ne? İlm-i batındır, ledün ilmi. Dışarıdan anlaşılmaz. Onun için Bediüzzaman acip şahıs diyor ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ye. Birçok kişi uzaklaşacaktır Mehdi (a.s.)’den. Acayip üzeri acayiptir. İnşaAllah. Birçok it kopuk takımı, yobaz takımı da Mehdi (a.s.)’ye tavır alacaktır. Yani kader-i ilahi ile, Allah’ın onları mecbur etmesi ile bunu yapacaktır ve hayır vardır. Sonra dünya hakimiyetine geçiyor Kuran’da, Hızır (a.s.) kıssasında gene. Ben mesela Yusuf Suresi’nde de bu delilleri çok kapsamlı gördüm. Mesela diyor ki: “Başımın üstünde ekmek taşıyorken gördüm” diyor. Şimdi başının üstünde ekmek taşıyan birisi, şimdi bir olay bu. Bunu ileride açıklayacağız, bir. Sen diyor efendine şarap içireceksin, şarap içireceksin. Şimdi burada da bir şahıstan bahsediliyor, bir olay daha var. Yani Kuran bunu hiçbir şekilde boş olarak anlatmaz. Yani hani öyle konu olsun diye anlatmaz Cenab-ı Allah. Mutlaka bir amacı vardır. Şarap içiren bir şahıs. Mesela yedi zayıf inek var, yedi tane de besili inek var. Ama diğer inekler onları yiyor. Bunda da iki ayrı anlam var, iki derin anlam var. Bir tanesi de ilmi anlamdır, şu anki ineklerin yeminde öküz kemiği ve öküz kanı kullanılıyor ve öküz eti yiyor, öküzler. Yani Kuran’ın işareti aynen oluşmuştur. Öküz etiyle besleniyorlar değil mi? Yemleri onlardan oluşuyor. Kan ve kemikten oluşuyor birçoğu ağırlık olarak. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’ın tahta çıkması. Demek ki Cenab-ı Allah Hz. Mehdi(a.s.) için de bir taht murat etmiş, bunu anlıyoruz. Çünkü taht insanların beğendiği bir şeydir. Bir makamın gereğidir taht. Yani o bir süs, insanların ruhunda bir güzelliktir. İnsanların ruhunda var, bilinçaltında var. Yani lideri tahtta görmek ister anlaşıldı mı? Mesela bak Hz. Yusuf (a.s.) tahtın meraklısı değil. Ne yapıyor? Annesini, babasını çıkarıyor, tahtın üzerine oturtuyor. Demek ki böyle bir makama gelen bir insan halkına, milletine karşı coşkun bir sevgi duyacak, onları alıp tahta oturtturacak değil mi? Mesela bak Hz. Süleyman (a.s.) kıssasında da; onu diyor tahtının üstünde, tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra o döndü. Şimdi bak bu mutlaka olacak olan bir olaydan bahsediliyordur. Bir şey var burada. Taht gene Mehdiyete bakar. Yani her iki yerde de taht Mehdiyete bakar. Bir an, bir an, belki de, bak belki de diyorum Allahualem Hz. Mehdi’yi (a.s.) şehitler bir kucaklayacak, geri gelecek. Bir tebrik edecekler, geri gelecek. Kuran’da biz bu işareti de görüyoruz inşaAllah. Yani bir an olarak, bir an. Çünkü onlar da merak ediyorlar, bekliyorlar, şehitler Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Bir tebrik edecekler, bir sarılacaklar bağırlarına basacaklar, geri dönecek inşaAllah. Bak diyor ki; tahtın üstüne bir ceset bıraktık, sonra o döndü.

OKTAR BABUNA: Döndü diyor evet.

ADNAN OKTAR: Burada bir işaret var. İllaki nasiplenecekler şehitler de yani o sevgiden, o coşkudan. Çünkü onların da hakkı var. Çünkü Mehdiyet çok büyük bir olaydır. Onların bunu görmemesi diye bir konu olmaz. Resulullah (s.a.v.) da görecek. Bediüzzaman da diyor; ben bizzat kendim Allah’a şükredeceğim, ben seyredeceğim diyor. Kabrimden seyredeceğim ve şükredeceğim diyor. Demek ki bütün evliyaullaha seyrettirilecek inşaAllah. Bütün Peygamberan seyredecek, şehitler de inşaAllah tebrik edecekler inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ı. Ve geri döndü diyor, belki diyorum inşaAllah. Onun için Kuran’ın içi tahmin, tahayyül edemediği insanların, sırlarla doludur. Acayip şaşıracaksınız, şaşıracaklar. Bakın geçende de dedim; anlattıklarım ve anlatmadıklarım. Anlatmadıklarım yüzse bak abartmıyorum anlattıklarım birdir yani inşaAllah. Zamanı gelince anlatabilirim. Zamanı gelmeden anlatırsam bir şeyi yok ki yani bağlantı çıkmaz. Çünkü biz hadisleri anlatıyoruz ama olmuş olduğu için; bak oldu bu da aynısı diyoruz. Değil mi?

SUNUCU 2: Yine iftiraya maruz kalabilirsiniz anlatırsanız.

ADNAN OKTAR: Tabii, olmaz inşaAllah. Olduğunda söyleriz inşaAllah.

“Hocam, bir hadiste Allah’ın Resulü Peygamberimiz (s.a.v.); ahir zamanda beklenen şahıs Hz. Mehdi gelecek ve sizden kim o güne yetişirse, karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın. Peki Hocam, Hz. Mehdi’ye katılmayanları nasıl bir azap bekliyor?” Azap yok, öyle bir şey yok çünkü Mehdi’ye katılmak, vicdani bir olaydır. İmanın nuru ile fark edersin, vicdani kanaat. Ben mesela, Mehdi (a.s.) bana, bana katıl demedi, ben durumdan vazife çıkarttım, o katıl demediği halde, ben ona katıldım. Mehdi (a.s.)’nin ben şu an askeriyim, talebesiyim. Yani Mehdi (a.s.) bana ne diyecek, ben talebeliğe seni kabul etmiyorum derse, o zaman ben bir köşeye çekilebilirim. Yani sinerim ve yalvarırım, Allah rızası için beni kabul et diye değil mi? Yani istirham ederim, rica ederim, neyse hatam varsa düzelteyim derim yani, eksiğim neyse ben. Demek ki bir anormallik var bende, bunu düzelteyim derim. Tek tek rica ederim, hepsini düzeltirim, gene peşini bırakmam değil mi? Der mesela, ben senin talebeliğe kabul etmiyorum der, değil mi? Yani Mehdi (a.s.) talebesi olarak kabul etmiyorum der. Ben ne derim? Allah beni affetsin, demek ki çok hatalarım var derim. Ayağına kapanırım derim, ne istiyorsun Allah rızası için söyle, hepsini düzelteyim. Yıldırım hızıyla derim ama hemen düzelteceğim. Allah adına yemin ediyorum derim, hemen düzelteceğim. Hemen dediği şekle girer, gene peşinden giderim. Onun için, Mehdiyet vicdan meselesidir. Adam ciğerine kadar delikanlı ve yiğitse, Allah’a kendini sattıysa, Allah’a kendini hibe etti, verdiyse, dünyadan geçtiyse, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildiyse zaten Mehdi (a.s.) talebesidir o. Bunun başka açıklaması var mı? Allah’ın deli aşığı olduysa, bunun adı Mehdi (a.s.) talebeliğidir. İster adı konsun, ister konmasın, zaten Mehdi (a.s.) talebesi olmuş olur. Ama çek ile, senet ile boğuşup, arabanın stepne lastiğinin bilmem neresi patladı, gece- gündüz onunla uğraşıyorsa, işte hayat pahalılığıyla uğraşıyoruz abi, bilmem ne falan üslubu kullanıyorsa, o ayrı bir konu olmuş oluyor tabii ki. Bizim dediğimiz, apayrı bir konu. Yani sen dinden bahsediyorsun ama millet aç, diye bazı insanlar söylüyor. Allah kimseyi aç bırakmaz. Şükrettikten sonra herkese bir şey var, yiyecek var değil mi? Ben diyorum, pantolon vardı, pantolonuma uhu ile yama yapıştırıyordum yani, benim öyle bir konum yoktu. Ben yemek ile de uğraşmıyordum o zamanlar yani. Evden çıkarken ekmeğin arasına bir şey alıp hemen fırlayıp çıkıyordum. Akşama kadar, tabii. Caminin çeşmesinin suyu bize yetiyordu yani, öyle su diye bir sorunumuz da yoktu. Molla Cami.

OKTAR BABUNA: Hatta sabah namazına giderken Hocam, ara sokaklardan yolu uzatıp karanlıkta ki daha çok insan ile karşılaşayım, onu da alıp camiye götüreyim, tebliğ yapayım diye yolu uzattığınızı söylemiştiniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hem öyle, biraz da vurmak isteyen varsa rahatça vursun diye de geçiyordum. Herkes ölümle tehdit ediyordu, komünistler, bilmem ne falan. Ben de nasıl vuracaklarsa merak ediyordum, bir vursunlar bakalım gibisinden. Yani özellikle karanlıkta gidiyordum ki, yani şahit de yok çünkü istedikleri gibi vurabilirler yani. Ara sokaklardan geçiyordum, Ortaköy’ün. Şimdi oralarda incik, boncuk bir şeyler satılıyor. Bizim zamanımızda yoktu o zamanlar. O meydan var ya şeyin orda, o ara sokaklar, eski İstanbul evlerinin, onların aralarından geçiyordum, vurabilen varsa vursun diye. Ama vuramazlar, niye? Çünkü ben vazifemi yapacağım. Çünkü ben kaderimdeki görevimi yapmadan, kimse beni vuramaz. 7 kurşun sıktılar bana, hiçbiri isabet etmedi elhamdülillah Ortaköy’e yeni geldiğimde, tabii.

OKTAR BABUNA: Karşı daireye giriyorlar yanlışlıkla, size gelip.

ADNAN OKTAR: Tabii, elhamdülillah. O, mesela ona aklım durdu ona yani, çok şaşırdım. Bir psikopat böyle, koskoca saldırma ile, kapıda ismimiz yazıyor, Oktar diye yazıyor. Asansörden inmiş, hiç bakmadan gitmiş direkt komşuya, karşıya. Acayip bir arbede çıktı böyle, muazzam gürültü, patırtı, kaçışmalar falan. Komşunun evine girmiş. Onlar da, tabiri caizse delikanlı tipler. Onlar da tam donanımlı yani. Onlar da, ona karşı gelmişler. Gürültü bittikten sonra dedi komşu, seni sordular dedi. Adnan Hoca’nın evine, nerede, Adnan Hoca nerede dediler, içeri girdiler dedi. Burası onun evi değil dedik, dediler, dedi adam. Adam inanmamış, orada muazzam bir arbede koptu dedi, yani aşağıya kaçıştı adamlar, gittiler. Nedir dedik? Özetle koskoca saldırma ile gelmiş. Yani kapıyı açtığında, elinde. Ben de o dönemde, bol hava alabilmek için, ev püfür püfür olsun diye, kapı açık yatıyordum akşamları yattığımda. Ben öyle şey hiç bilmiyordum, sonradan bir tehlike var diye, sonradan öğrendik biz bu olayları. Teyzemin oğlu şaşırmıştı. Aklım duruyor dedi böyle, nasıl oluyor böyle şeyler? O zaman ben anladım yani, yani müthiş bir şaşkınlıkla anlatıyordu. Ben kapıyı, sokak kapısını, aşağı-yukarı şu kadar açıp yatıyordum yani böyle, essin diye. Ne bileyim yani öyle bir olay olacağını?

OKTAR BABUNA: Bir de köpekler vardı Hocam. Size gene bir suikast girişimi oluyor, orada da Allah’ın koruması ile.

ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti, evet. Akşam dönüyorduk çocuklardan, sohbetten dönüyordum, döndüm. Bizim apartmanın kapısında sokak köpekleri, ama bir araba dolusu, herkes gördü, yani bir tek ben değil. Oradaki suikastçılar de gördüler, bir tek ben değil. Yani, hadi benim arkadaşlarım beni sevdiği için, diyelim ki keramet ehlidir, göstertmek için böyle hani yaparlar ya, Şeyh uçmaz mürit uçurur derler, bazen yalan söylerler, hani öyle düşünebilir bir insan. Suikastçıların kendi de gördü. Köpekler böyle etrafta tur atıyorlar daire şeklinde, ama çok fazla kalabalık köpek. Ben hiç görmedim, köpek daire şeklinde tur atar mı? İlk defa gördüm yani, acayip şaşırdım. Böyle sürekli tur atıyorlar evin önünde. Bir acayiplik var dedim ben, eve girmeyelim dedim. Tur attırdım araba ile. Tam dönerken de, Allah’ın hikmeti, o 155 eskort arabalar geçiyordu, tam evin önündeydi. Ben tam fırsat bu fırsat, hemen atlayayım, geçeyim eve dedim. Girdim içeri, dediler biz aşağıdaydık dediler, bu sefer kurtardın ama dediler, bir dahaki sefere kurtaracağını zannetmiyoruz dediler. Tabii, çalıların içine yatmışlar silahla, beni vuracaklar güya ve münafık takımı bunlar. Yani o zamanın münafıkları. Onlar da kuşku duyuyorlardı benden, yani acaba hani Mehdi (a.s.) olabilir mi? Hani beni öldürürlerse, Mehdi (a.s.) olmadığım kesinleşmiş olacaktı, onların da gönlü ferahlaşacak. Ama öldüremediği müddetçe de vicdanen bir rahatsızlık duyacak. Acaba Mehdi (a.s.) olabilir mi? Ya Mehdi ise, bizim ileride durumumuz ne olacak, gibisinden. Ne olacak? Allah’a havale eder Mehdi (a.s.) sizi kimse. Ben Mehdi (a.s.) değilim, ben Mehdi (a.s.) öncüsüyüm de. Farz edelim öyle birisi olsa bile, Allah’a havale eder. Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz. Kafalarındaki Mehdi (a.s.) imajına bak yani. O da onları asıp, kesecek diye düşünüyor herhalde onlar da. Bak, psikopatlığa bak. Yani adam öldürmeyi göze almışlar yani. Deliliğin şiddetine bak. Bir kere daha öyle olay çıkartmaya kalkmışlardı, yani yolumuzu kesmeye, takip ettilerdi. Akılsızlar yani, karakolun önüne çektim arabayı, daha hala peşimizden geliyorlar. Arabanın içindeler, yani aşağı beni arabadan indirip, öldürecekler kendi kafalarınca. Yani çünkü arabanın içinde süratle hareket ettiğimiz için pek bir şey yapamıyorlar öyle kafalarına göre. Sonra polise biz haber verdik, polis bütün yolları kapattı. Bunları yakaladılar derdest böyle, elleri enselerinde. Ama şikayetçi olmadım. Ben hiç öyle olaylarda şikayetçi olmam. Yani bizim evi de bastı bir tanesi, onlardan bir tanesi gene, yani baskın halinde bastılar. Yani silahlı baskın yaptılar. Onda da şikayetçi olmadım. Polis yakaladı, bu çöktü kaldı böyle şey gibi. Üstüne gitmedim yani ondan sonra. Kendi haline bıraktım. Yani ben o tip şeylerde şikayetçi olmam. Yani şahsi olarak şikayetçi olmam. Ama hepsi benim iftihar ettiğim olaylardır. Diyorum ben mesela, Ergenekon’a da meydan okuyorum ben. Masonlara da meydan okuyorum. Bak diyorum, iddia edilen Ergenekon örgütü mensupları haysiyetsiz, şerefsiz, karaktersiz, aşağılık heriflerdir diyorum. Bu çok zehir zemberek bir şey, yani adam eğer böyle bir şey varsa adam delirmesi lazım. Gıkları çıkmıyor kardeşim, ben anlamıyorum yani, daha ne diyeyim yani? Başka bir laf varsa daha onu söyleyeyim yani. Ben, bir tek Allah’tan korkarım, yani hiç öyle bir şeyim yok benim. Kimseye öyle bir pervam yoktur. Hakkı savunurum.

OKTAR BABUNA: Zaten daha çok var Hocam hayatınızda. Sadece bu anlattıklarınız değil. Bu arkadaşınızın yolu kaybetmesi var.

ADNAN OKTAR: Evet. Benim gideceğim eve kar maskeli adamlar gelmişler, arkadaşımın evine. Arkadaşım bizi aldı, Nuri. Arabada gidiyorduk, bizi Nişantaşı’na doğru götürmeye, Nişantaşı mı neydi o eski evlerin olduğu yer? Nişantaşı değil o. Nişantaşı’nın bir yan sokağı, Akaretler, evet Akaretler. Oradan yukarıya çıkartmaya başladı. Sen ne yapıyorsun falan dedim ben. Bak dedi ki, Hocam dedi, araba beni götürdü dedi. Gerçekten böyle bir şeyim yoktu dedi. Neyse dedik, nasip dedim öyleyse. Orada da arkadaşlarımızın evi vardı. Eve, kapıdan içeri girdik, telefon geldi. Eve baskın yaptılar dediler, senin geldiğin eve dediler, kar maskeli. Yani kapıyı kırıp içeri girmişler, ben varım diye içeride. Onda da şikayetçi olmadık, geri aldık şikayetimizi. Normalde gaspa da girdi, para da aldılar. Bak, gasp da yapıldı orada. Yani arkadaşlarımın parasını da almışlar. Gasp olduğu halde, genç çocuklar, yakmayalım istikballerini diye geri aldım. Yani polis de şahit, bilirler orada, karakolda. Bütün şikayeti geri aldırttırdım. Çünkü gasp, çok ağır cezası, 25 yıl falan yiyecekler. Geri aldırdım. Çok, epey oluyor yani. Bir de, gene kaldığım bir evin önünde bir araba vardı, şüphelendik. Telefon ettik 155’e, haber verdik. Bir anda çok fazla polis arabası geldi. Önce bir araba geldi, sonra çok fazla araba geldi. O konu kapandı. Sonra münafıkların bir konuşmasında, bunu duyduk. Yani bize geldi haberi. O gün oraya esrar içmiş bir adamı getirmişler silahlı. Anlaşmışlar, para da vermişler beni vursun diye. Kapının önünde bekliyormuş adam. Yani günlerden beri bekliyormuş. Biz de şüphelendik, araba hakikaten günlerden beri orada duruyor ve içinde de bir adam var. Bak, esrar da alıyor adam ki cesaret gelsin diye, silahla yakalamışlar adamı. Ama tabii o suikast için girmedi, sadece esrardan içeri girdi o, hapsedildi. Bir de ruhsatsız silahtan. Ama adam öldürmeye teşebbüs, onunla yargılanmadı. Çünkü ben şikayetçi olmadım. Tabii, böyle bizim olaylarımız çok.

OKTAR BABUNA: Bir lazer tüfeklerle inmişlerdi ağaçlardan Hocam.

ADNAN OKTAR: Sağ olsun Tantan’ın zamanında. Tantan dedi ki, televizyona çıktı, bazı dedi vakıf yöneticilerini dedi, kendi mekanlarında imha edeceğiz dedi, özetle. Allah Allah dedim, yanlış mı duyuyorum. Bak, vakıf yöneticisi, kendi mekanında, imha. Yani dedim, hayır kulağımla duydum, televizyonda anlattı. İçişleri Bakanı bunu nasıl söyler dedim ben. Yani çok acayip bir söz. Hayır, tevil edilebilir ama imha dediği şey neye gelir? İmha. Bize yapılacak operasyon, işte bu 99’da yapılan operasyonun bir gün öncesinde, aşağıdan çok fazla miktarda polis geldi bizim evin bahçesine. Aşağıda bir olay oldu dedi, biz burada, evde tespit yapmak istiyoruz dedi, kameralara bakacağız dedi. Buralarda dedi, bahçeyi gözleyen kamera var mı dedi. Herhangi bir olay olduğunda, tespit edilebiliyor mu dedi. O kaçan adamları biz, o kameradan görebilir miyiz dediler, aşağıda olay oldu dediler. Bizim öyle bir çalışmamız yok, öyle bir şey yok dedik. Şeye de bakacağız dediler, video teyp alınıyor, o cihaza da bakacağız dediler. Baktılar, öyle bir sistem yok. Tamam dediler, gittiler. Ertesi gün operasyon yapıldı. Benim aşağıdan herhalde kaçacağımı düşündüler, aşağıdan. Ama ben önceden söyledim. İçlerinde onların bir ajan provokatörü vardı, bir şey olursa dedim, yani bize bir saldırı olursa, yani polis anlamında değildi, herhangi bir saldırı olursa, biz canımızı kurtarmak için buradan kaçabiliriz dedim aşağıya doğru. Buradan kaçabiliriz dedim. Oradan Allahualem haber vermiş. Yani buradan kaçacak herhalde gibisinden. Ormanın içi çaka çaka, daha ağaç dallarının üzeri otomatik tüfekli polislerle dolu, lazerli, ormanın içi, aşağıya. Bakın, orada polisin yalnız bir ifadesi var, bir tane polisin. Diyor ki arkadaşa, bahçeyi keşif yaptılar, bahçede bir gün öncesinden. Yahu diyor, bu bahçede diyor, ruhsatsız silah da gerekir insan için diyor, bu çok şey bir ortam burası diyor, yani uygun olmayan bir yer diyor, burada bak ruhsatsız silah. Acaba dedim, hani ben orada polisle çatışmaya mı girecektim. Ruhsatsız silah mı olacaktı elimde dedim yani. İnsanın aklına da geliyor. Acaba polis de kendini mi savunacaktı orada değil mi? Yani ne olacaktı, tam anlayamadık onu.

OKTAR BABUNA: Polis, 1-1.5 saat girmiyor üst kapıdan.

ADNAN OKTAR: Bakın, polisi kamerada görüyoruz, gelmedi polis. 1.5 saat kapıda beklediler, gelmediler. Bak her eve girdiler, ani olarak kapıları kırıp, yıkıp içeri girdiler. Hiçbir evde ne bir suç, ne suç unsuruna rastladılar. Bakın dikkat eyleyin. Kaç evde arama yapılmıştı?

OKTAR BABUNA: 48 ev Hocam.

ADNAN OKTAR: 48 ev İstanbul’da. Babası da diyor bak, Cevat Babuna diyor ki, İstanbul’un lalettayin her hangi bir semtinde diyor, 48 evde diyor, aynı anda baskın yapılsa diyor, akıl almaz şeyler çıkar diyor, evlerden diyor değil mi? Bakın, tek bir tane suç ve suç unsuruna rastlanmadı. Tutanak var. Polis tutanağı, hiçbir şey yok. Ama bakın, 1.5 saat polis gelmedi, içeri girmediler.

OKTAR BABUNA: İki kapı var, siz daha iyi bilirsiniz. Üst kapıda bekliyorlar ki alt kapıda bir zaman oluyor yani.

ADNAN OKTAR: Yani benim aşağıya inmemi beklediler anladığım kadarı ile. Yani kaçmamı. 1.5 saat. Ben de kaçmadım, niye kaçacağım değil mi? Gayet sakin oturduk. Sonra gazeteciler falan da geldi. Aman Allah’ım bir geldi polisler, uzaylı gibi. Kafasında böyle silindir şeklinde bir şapka, şapkada şu kadar kurşungeçirmez bir cam, onun içinden bakıyor. Beyaz önlük gibi bir şey böyle, hani kasap önlüğü gibi bir şey, yani ona benzer bir şey. Kurşungeçirmez yelek boydan boya, kardeşim cepheye mi gidiyorsunuz? Ben zaten ortada olan bir insanım. Karınca bile ezmem ben, vatanıma, milletime, bayrağıma zaten bağlı bir insanım. Telefon etseniz, zaten her zaman çağırıyorsunuz, her zaman geliyoruz. Gel buraya deseniz, geliriz biz. Yani biz, olacak iş mi şu? Otomatik tüfekler, tam otomatik.

OKTAR BABUNA: Bir de ağaçlardan indiler Hocam.

ADNAN OKTAR: Ağaçlardan indiler. Yani kafaları şeyli, kurşungeçirmez kıyafetli. Hiç görmemişsinizdir öyle bir kıyafet.

SUNUCU: Her halde görmemişizdir.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yani çünkü ben, benim böyle çok nadir, bomba uzmanları, bomba imha uzmanları kullanıyorlar. Onlar yuvarlak bir şey kullanıyorlar. Yani bomba imha uzmanlarını andıran bir kıyafet ile geldiler. Kardeşim, biz akşama kadar sevgiden, şefkatten, merhametten, dostluktan, arkadaşlıktan bahsediyoruz. Bir de halkın, herkesin gözü önünde olan bir insanız. Sokak geziyorum, sokakta elimden tutsan götürürsün sen zaten. Adresim belli, yerim belli, herkesin tanıdığı bir insanım ben değil mi? Arkadaşlarım belli, çevrem belli. Yani bu neyin nesi bu böyle? Vardır bir hayır. Uzun süre bizi karakolda tuttular. Birden de götürmediler, onu da anlamadım. Bilmediğim bir karakola götürdüler. Emniyete götürdüler. Saatlerce ayakta tuttular. Tam hücrenin içine giriyorduk, zangır zangır deprem başladı.

OKTAR BABUNA: Hatta polis söylemiş size giderken Hocam.

ADNAN OKTAR: Gitmeden önce dedi ki, ben dedi Hocam dedi, İmam Hatip’liyim dedi, bir tane polis vardı. Doluydu yani polis minibüsünün içini. Şimdi Hocamı götürüyoruz dedi, bakın göreceksiniz orada deprem olacak dedi polis, şaka yaptı. Yani şaka olarak söyledi. Gittik, tam böyle şeyi taktı, kilidi takacaktı, acayip bir deprem oldu ama yani böyle. Çok muazzam bina sallandı. Kilitleyemedi polis.

OKTAR BABUNA: 12 Kasım Bolu depremi.

ADNAN OKTAR: 12 Kasım’da, kilitleyemedi. Ondan bir önceki olayda da gene aynı şekilde. Bir ajan provokatör birisi aramıza gelmiş. Onu gece yarısı alıp götürdüler. Sosyeteden bir vatandaş, öyle diyelim. Bize dost gibi yaklaştı, ajan provokatörmüş. Onu bahane edip, yani o şahsın verdiği bilgiler ile bir operasyon düşünülmüş o zaman. 17 Ağustos, 17 Ağustos akşamı. Biz de arkadaşımız diye, yani böyle tabii tedirgin olduk yani, yazık dedik çocuğa, eziyet ederler mi acaba, rahatsız mı ederler falan. Gecenin üçüne kadar bekliyoruz, akşam uyumadık, bekliyoruz. Ne olacak acaba emniyette konumu, ne yapsak acaba gibisinden. Çözüm arıyoruz, oraya-buraya telefon ediyoruz. Meğer bizim oraya korumaya çalıştığımız adam, zaten onlarla işbirliği yapan adammış. Yani onun verdiği bilgiye göre evlere gene baskın yapılacakmış. O zaman da işte 17 Ağustos depremi olmuştu.

OKTAR BABUNA: Evet, saat 3’te de.

ADNAN OKTAR: Saat 3’te. Deprem nedeni ile onu bıraktılar, şahsı bıraktılar. Operasyonu da yapmamışlar. Operasyon yapılmadı yani, o şahsı da bıraktılar. Yani tabii bunlar kaderi gösteriyor. Yani her şeyin bir kaderde olduğunu. Biz hatta o zaman bahçeye çıkmıştık, hava da sıcaktı. Ayakkabı giymemiştim, terlik ile, çıplak ayak ile çıktım. Ayağımın altında böyle parke, şöyle gidip gidip geliyor, acayip kaşıyordu ayaklarımın altını, kırt kırt kırt böyle. Yani kapanıyor parke, geri açılıyor. Kapanıyor, geri açılıyor. Çok acayip bir deprem oldu.

OKTAR BABUNA: 45 saniye sürmüştü Hocam.

ADNAN OKTAR: Çok uzun. Ve arkadaşlarım da gördüler, İstanbul’da bir ışık oluştu, boydan boya. Böyle açık mavi bir ışık oluştu, deprem anında gördük, herkes gördü.

SUNUCU: Ben de gördüm.

ADNAN OKTAR: Gördün değil mi? Açık mavi bir ışık oluştu. Ama bakın, deprem Adalar’a kadar geldi, alttan girdi, İstanbul’a dokunmadı, Avcılar’dan çıktı. Daha hala açıklayamıyorlar bunu. Neden?

OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.), İstanbul’da Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin olduğu yerde deprem olmaz. Rivayet var, hadis var. Bakın profesör diyor, açıklayamıyoruz biz bunu dedi adam. Bakın dedi, krokide gösterdi. Çok acayip bu dedi yani. Televizyonda gösterdi. Adalar’a geldi dedi. Böyle tebeşirle de gösterdi, buradan geçti deprem dedi, İstanbul’a vurmadı dedi ve Avcılar’dan çıktı dedi. Tebeşirle tarif ederek gösterdi.

SUNUCU: Avcılar yerle bir olmuştu hatırladığım kadarıyla.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet etsin, hepsi şehit oldu o yiğit kardeşlerimizin. Deprem, şehitlik sebebidir. Açık hadis var. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz söyledikten sonra zaten hepsi deprem olmayacak demeye başladılar. Hep deprem olacak diyorlardı.

ADNAN OKTAR: Deprem dede falan biliyorsunuz değil mi? Sürekli deprem olacak diyorlardı. Ben dedim; deprem olmayacak. Çünkü Mehdi var dedim ve herkes bak bu muhabbeti kesti. Değil mi? Deprem oldu olacak, oldu olacak, oldu olacak, herkese çelikten odalar yaptırıyorlar. Ben ne dedim? Deprem olmayacak.

OKTAR BABUNA: Olmayacak dediniz.

ADNAN OKTAR: Halkım bana inandı millet. Benim sözüme inandı. İstanbul’da deprem olmayacak dedim. Evet.

OKTAR BABUNA: Ondan sonra hepsi açıkladılar. İstanbul’da deprem olmayacak diye. Bunlar, hepsi deprem uzmanlarının ifadeleri Hocam, en ünlü, en önde gelen. “İstanbul’u korkutacak enerji birikimi yok”. Tam tersini söylüyorlardı. “Bilim adamları bu kez depremi 200 yıl ertelediler”. “Kim ne derse desin doğa beni kanıtlıyor”. “Gaz da sıcak su da kocaman bir balon”. “İstanbul’u yıkacak deprem beklemiyorum”. Tam tersini söylüyordu, deprem olacak diyordu. Olmayacak diyorlar şu anda, maşaAllah. Tek gerekçe de sizin açıklamanız oldu, hadise dayanarak Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tantan ne dedi o zamanlar? Adnan Hoca dedi, PKK’dan ve Apo’dan daha tehlikeli dedi. Ben emniyetteyim daha, gözaltındayım. Basında bu müthiş bir infial sebebidir bu, yani sırf bu tutuklama sebebidir. Zaten mahkeme hakimi ne dedi? İnfial olduğu için dedi, tutuklamak mecburiyetindeyim dedi. Efendim son derece rahat olun dedim. Benim size saygım var, rahat rahat tutuklayabilirsiniz. Teşekkür ederim dedim. Üç kere tekrarladı o mübarek adam, hakim. Çok efendi bir insan. Yani rahatsızdı tutuklamadan. Hatta dedi, ne diyorsun bu iddialara dedi. Çok özür dilerim efendim dedim, hangi iddialar dedim. Haklısın dedi. Bak hangi iddialar dedim. Haklısın dedi adam. Ama dedi, infial nedeniyle tutuklamak durumundayım dedi. Gönlünüz çok rahat olsun dedim. Alışığız biz zaten yani. İnşaAllah. Ama Tantan’ın tabii bu sözünü biz bir dil sürçmesi olarak alıyoruz. Diyoruz ki PKK’ya karşı ve Abdullah Öcalan’a karşı, bebek katiline karşı en büyük tehlike Adnan Hoca’dır demek istedi. Çünkü fikren benim dışımda bu kadar vurucu ve etki edici antikomünist, anti Darwinist çalışma yapan yok. İlmi çalışma yapan yok. Varsa gelsin ben ayağını öperim, peşinden giderim. Yok, öyle bir şey yok, çalışma yok.

OKTAR BABUNA: Komünizmin ve Darwinizmin belini kırdınız Hocam. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Evet. Ama sonradan baktık ki Tantan ilginç şahıslarla beraber ileriki yıllarda, ilginç şahıslar bunu destekliyorlar. Ama işte Allah, bak önce onu İçişleri Bakanlığı’na aldı Cenab-ı Allah, sonra parti kurdurdu, sonra partisi 0,0. bilmem ne ve milletimiz gereken cevabı vermiş oldu. Ve bak hiç sesi sedası duyulmuyor artık. Bir aralar değil mi dünyalar benim der gibi bir üslubu vardı. Şu an ne oldu? Yani ne oldum dememeli, ne olacağım demeli. Değil mi? Bak Allah o devrin hepsine bir cevap verdi. O devrin hepsine bir cevap verdi. Tek tek, şahıs şahıs. İşkence yapanlar, hepsi.

OKTAR BABUNA: Gazeteciler, evet.

ADNAN OKTAR: Hepsinin Allah karşılığını verdi, yani cevabını aldılar. İstanbul Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan, beni diyor emniyette üç gün diyor, zor şartlarda yaşattılar diyor. Şikayet ediyor. Sen beni yedi gün betonun üstünde oturtturdun. Kollarım arkadan kelepçeli, gözüm kapalı olarak ve ayaklarımdan elektrik verdiniz. Ayak başparmaklarımdan. Değil mi? Arkadaşlarıma da Filistin askısı uyguladılar, elektrik verdiler.

OKTAR BABUNA: Şu anda 2000 yılla yargılanıyorlar.

ADNAN OKTAR: 2000 yılla yargılanıyorlar. Yaklaşık 20 tane Adli Tıp raporu var arkadaşlarımızın işkence gördüklerine dair.

OKTAR BABUNA: Hocam sizi kelepçelemişler oturduğunuz süre boyunca, yanınızda bizim arkadaşlardan biri vardı, o anlatmıştı: Kelepçe böyle hafif yara yapmış. Ben demiş bir tane polise söyleyeyim de gevşetirler mi diye müdahale ettim. Siz durdurmuşsunuz onu böylesi daha makbul demişsiniz. Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah. Ve tam kemiğime oturtturdular böyle şey gibi, ben Elhamdülillah dedim, acayip şaşırdılar polisler de. MaşaAllah. Yani onun süsü orada, güzelliği orada yani. İnşaAllah.

Gaziantep. Aslanım benim. Bak Allah onlara gazilik nasip etmiş. Değil mi? Bütün Gaziantepli yiğitlere, koç yiğitlere buradan selam ediyoruz. Anadolu’daki kardeşlerimize, yiğit canlarımıza, ondan sonra... Bu anlı şanlı günler Türk-İslam Birliği ile sonuçlanacak inşaAllah. Niye Antep gazi oldu? Koç yiğit yatağı da onun için. Allah işte gazilere, şehitlere, yiğitlere Türk-İslam Birliği’ni nasip edecek inşaAllah. Dün de Kahramanmaraş değil mi?

OKTAR BABUNA: Kahramanmaraş’ın da yıl dönümüydü ayrıca. 12 Şubat.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o da çok manidar.

OKTAR BABUNA: Size soru var Hocam.

“Sayın Olay TV yetkilileri, öncelikle ‘Adnan Oktar’la Başbaşa’ programınızdan dolayı sizi tebrik ediyor, başarınızın devamını diliyorum. Bir programda Adnan Hocamız Müslümanın, Müslümana silah kaldırmasının doğru olmadığını, Afganistan’daki askerlerimizin oradaki Müslüman kardeşlerimize silah kaldırmaması yönünde telkinde bulunmuştu. Allah kendisinden razı olsun inşaAllah. Bugün bir televizyon programında, Afganistan’daki yetkili askerimiz; askerlerimizin silahlarının yere doğru olduğunu, Afgan halkına silah doğrultmadıklarını, Afgan halkının en çok güvendiği askerlerin Türk askerleri olduğunu, normalde kız çocuklarını okula göndermedikleri ama okuma-yazma öğretenin Türk askerleri olduğunu öğrenince gönül rahatlığıyla kızlarını gönderdiklerini, oradaki halkı çeşitli kurslara tabi tutarak eğitim verdiklerini anlattı. Afgan halkının ölülerini bile, ölüp ölmediklerinden emin olmak için Türk askerlerine gösterdiklerini anlattı. Ayrıca yetkili askerimiz Türk askerlerinin çok sevildiğini, çok güvenildiğini anlattı. Hocamızdan Allah razı olsun. Bilerek ya da bilmeyerek herkes Hocamızı dinliyor ve dediklerini yapıyor. Bu da şunu gösteriyor; sanırım İslam Birliği Türkiye liderliğinde kurulacak. Hocam bununla ilgili net bir tarih söylemeniz mümkün mü? Saygılarımla, Kemal Atak.” MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Her zaman söylüyoruz; bir 10 yıl bekleyecekler. Bak Said Nursi diyor ki; müddet-i ahir zaman diyor, uzundur diyor. Biz bir faslındayız diyor. Daha geçenlerde de söyledim. Hz. Musa 40 yıl çölde dolaştı. Buradan demek istediğimi anlasınlar. Değil mi? 30. yılı devirdiler Allah’ın izniyle. Bir 10 yılları kaldı Allah’ın izniyle; 40 yıl. Hep Allah 40’a saklar. Peygamberlere 40 yaşında gelir Peygamberlik. Olgunluk yaşıdır diyor Allah, 40 yaş. Ayet var, Kuran ayeti. 40’ta bir şey var demek ki. Kırklar vardır; dünyayı yöneten, Hızır’ın askerleri. Dünya hükümetinin görevlileri; 40 kişilik. 7’ler vardır, 3’ler vardır. İnşaAllah. Bu 40’a dikkatlice bakarlarsa kırkın bereketini görecekler inşaAllah. Biraz beklesinler. İnşaAllah. Ama gayret ederek aşkla, şevkle, dua ederek. İnşaAllah. Ordumuz koç yiğittir. Aslandır Türk ordusu. Mübarek ordu. Bediüzzaman ne diyor? Kahraman ordu diyor ve imanlı millet. Kuran’ın ışığıyla diyor, hakikat hali göreceği ve o dehşetli taifenin diyor, iddia edilen Ergenekon örgütünü kastediyor. Büyük tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerde, Resulullah’ın rivayetlerinden anlaşılıyor diyor. Rivayette diyor, kahraman ordu zincirlerden kurtuluyor diyor. Yani iddia edilen Ergenekon örgütünün o zincir sisteminden, oyunlarından. Ordumuz içinde hain beslemez, boynunu kırar. Hukukla, kanunla kırar. İnşaAllah. Dünyanın en merhametli, en şefkatli, en imanlı, en akıllı, en makul ve en sevilen ordusu Türk ordusu. Gittiği yere bereket getirir. Bosna’da bağırlarına basıyorlar. Oralar bizden soruluyor şu an. Değil mi, Bosna-Hersek, Arnavutluk hep bizden sorulur. Elhamdülillah. Şimdi Irak da bizden sorulacak, Suriye de bizden sorulacak, İsrail de bizden sorulacak; hepsi bizden sorulacak inşaAllah. İsrail’i de kurtaracağız, son derece rahat edecekler. Ermenistan, yed-i emanımızda olacak. Bütün Türki devletler, Turani devletler; hepsini. Turani devletler daha kurtulmadı. Yani suni kurtuldular, Türk-İslam Birliği’ndedir gerçek özgürlükleri. Tabii, yani komünist belasından kısmen kurtuldular, tam daha özgür değiller Türk devletleri. Mutlak özgürlük Türk-İslam Birliği’nin içerisindedir. Rusya da orada özgür olacaktır. Hindistan da özgür olacaktır, Hindistan’ı da alacak Türk-İslam Birliği inşaAllah, onlar da zaten istiyorlar. Tabii; Rusya, Hindistan, Türkiye bir ekip oluşturalım diyorlar. Kimin liderliğinde? Türkiye’nin liderliğinde inşaAllah. Layık, liderliğe layık Türkiye. İnşaAllah. Her yerden tertemiz insan kaynar Türkiye’de.

Oktar Hocam 5 dakikamız varmış, ne yapacağız?

OKTAR BABUNA: Konuşan kuşlar var Hocam, gösterelim mi?

ADNAN OKTAR: Konuşan kuş? Allah Allah getir bakayım, göreyim. Papağan değil mi bu?

OKTAR BABUNA: Evet.

ADNAN OKTAR: Severim ben onu. Ne diyor?

OKTAR BABUNA: İngilizce seni seviyorum tarzı şeyler söylüyor. Christmas’ınız kutlu olsun diyor. Seni seviyorum diyor. Doğum günün kutlu olsun diyor.

ADNAN OKTAR: Bu evin bir ferdi olmuş, bu normal patatesi falan soyup normal gezinecek hale gelebilir yakında. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Hüdhüd’ünü andırıyor. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Hüdhüd’ü de konuşuyor. Ahir zamanda demek ki kuşlar böyle daha şuurlanacaklar. Kuran buna işaret ediyor. İnşaAllah, başka ne var?

OKTAR BABUNA: Birbirine şaka yapan maymunlar var Hocam.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

Böyle suya mı itiyor bunlar?

OKTAR BABUNA: Evet. Şimdi bu iki çocuk maymun Hocam, arkasından suya itiyor, hemen annesi gidip alıyor, kurtarıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşin deliliğine bak sen. MaşaAllah.

SUNUCU: Ama doğalarında bir şakacılık var Hocam gerçekten.

ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bu da kartalla telliturnanın yukarıdan çekmişler Hocam bir gösterisi böyle, kartal kovalıyor telliturnayı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, jet uçağı gibi. Hayret, o koskoca kuşu nasıl gücü yetiyor?

OKTAR BABUNA: Yakaladı sonunda Hocam.

ADNAN OKTAR: Hayret, ne kadar güçlü hayvan, Allah’ın hikmeti.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, sizin kitaplarınızda da var, bunların görüşleri de çok keskin Hocam böyle. Son derece ölçülemeyecek kadar keskin görüş mesafesi var, kilometre hesabıyla çok net olarak görebiliyor ufak canlıları böyle, onlarla avlanabiliyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

SUNUCU: Sonuna geldik Hocam programımızın. Çok teşekkür ederiz, çok öğretici bir dersti bence bugünkü program. Ağzınıza sağlık.

SUNUCU 2: Her zamanki gibi engin bilgilerinizden yararlandık.

SUNUCU: Ayrıca tecrübelerinizi de bizlerle paylaştınız, onun için de teşekkür ederiz.

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, Oktar Hocam sen ne diyorsun?

OKTAR BABUNA: Hocam bir kez daha hem müjde verdiniz, hem uyardınız Allah razı olsun. Hem Kuran’la, ayetlerle inşaAllah, hadisler doğrultusunda. Hem uyarı vardı söylediklerinizde, anlattınız ilişkilerin nasıl olması gerektiği, sevginin, merhametin, insan ilişkilerinin, sevgisizliğin nasıl hakim olduğunu toplumda, nasıl olması gerektiği. Ondan sonra da ahir zamanla nasıl olacaklarıyla da müjdelediniz inşaAllah. Mehdi(a.s.)’nin gelişiyle, Hz.İsa(a.s.) ile ve Cennetle.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dedikodudan kaçınacağız, bak Cenab-ı Allah ne diyor Nur Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım, “o dedikoduyu işittiğiniz zaman bu konuda söz söylemek bize yakışmaz, Allah’ım sen Yücesin bu büyük bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” Müminler birbirleri hakkında bir haber duyduklarında, gözüyle görüp kulağıyla işitmedikten sonra buna inanmayacaklar Kuran bunu yasaklıyor. “Bir fasık size haber getirdiğinde onu araştırın” diyor Allah. Tahkik edin, körü körüne inanmayın diyor, haramdır. Ve mümin ne diyecek? “Sen Yücesin, bu büyük bir iftiradır” diyecek. Bunu 16. ayet Nur Suresi’nde Cenab-ı Allah belirtiyor. Allah, hayırlı güzel geceler nasip etsin hepimize. Türk-İslam Birliği’ni de en kısa sürede bizlere nasip etsin Cenab-ı Allah.

SUNUCU: Allah razı olsun Hocam.

Evet, sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, yine bir “Adnan Oktar’la Başbaşa” programının daha sonuna geldik efendim. Yarın bizleri 14:00 ile 16:30 saatleri arasında 100’ün üzerinde televizyon, radyo ve internet sitesinden takip edebilirsiniz. Allah’a emanet olun.

Bu eser 716 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 12 download
399.40 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
bav-savunma.org - Web Sitesi
Allah Sevgisi - Belgesel
Allah Sevgisi - Kitap
psikolojiksavasy... - Web Sitesi
Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (11 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kahramanmaraş Aksu TV'deki Canlı Röportajı (12 Şubat 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1160 download
Dinler Terörü Lanetler - 1089 download
Dinler Terörü Lanetler - 1017 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 965 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.