Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11204 tanesi Türkçe, toplam 14020 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (10 Şubat 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (275)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (225)
Belgeseller (288)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (407)
Makaleler (8284)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (911)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (264)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
evrimaldatmacasi.com
online-arama.com
ilmiarastirma.net
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (10 Şubat 2010)
Şubat 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz ve izleyicilerimiz. Her akşam, canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden değerli kıymetli konuklarımız var. Dr. Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük bir ilgi ile takip edilen Sayın yazar Adnan Oktar. Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ve ve, ismin neydi senin? Tunca Domaniç isimli bu aşırı derecede sevimli, güzel insan, maşaAllah. Hoş geldin, sefa geldin, maşaAllah.
Oktar Hocam, sana da Allah sağlık, sıhhat versin, maşaAllah barut gibisin. Hemen iyileştin maşaAllah. O gün öksürük eşliğinde, değil mi.... Evet.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, hastalık çok güzel hatırlatma oluyor insana acizliğini. Allah’a yakınlığını arttırıyor. Aslında Allah’ın bir lütuf olarak verdiği bir şey olmuş oluyor inşaAllah. Siz bana, hasta olduğumda daha önce söylemiştiniz. Sen bu hastalığın hayırlarını görürsün demiştiniz Hocam inşaAllah. 6 sene süren bir tedavi olmuştu, siz her günü ile ilgilenmiştiniz elhamdülillah, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak, Oktar kanser olmadan önce, büyük dağları ben yarattım havasındaydı, bana geldiğinde. Tabii, çok enaniyetli, böyle gururlu, ondan sonra işte “biz aydınlar...” şu bu falan. Böyle bana felsefe yapıyordu. Hastalığından sonra hem imanı çok çok arttı, hem ahlakı çok güzel oldu, hem mazlumluğu çok güzel oldu. Her yönden çok çok iyi oldu maşaAllah.
Sen çok nurlusun. Allah seni çok nurlu yaratmış. Elinden, yüzünden efendilik akıyor. Ben seni, örnek güzel insan olarak özellikle de hemen içeri çağırdım. Yeni gelmişti, dedim hemen seni çıkaralım dedim. Tamam Hocam dedi, hemen geldi. Ben efendiliğini görsünler diye getiriyorum yani. Bakın programda çıkan insanlarda, bakın dikkat edin, ne bilmişlik yapan oluyor, ne kendini beğenmiş hareketler oluyor, ne saygıya aykırı hareket eden insan oluyor. Hep böyle sevgi dolu, nezih. Yüzüyle güzel ahlakını ifade eden insanlar. Yani konuşmasına dahi gerek kalmıyor. Ne bilmişlik, ne ukalalık, ne üstten bakmalar, hiçbirini göremiyoruz, değil mi? Örnek Türk kızlarını, güzel huylu insanları görmüş oluyoruz. Bu milletimiz için de bir moraldir, hepimiz için tabii. Ve Türk genç kızlarının ne kadar güzel ahlaklı olduğunu Avrupa da görsün, dünya da görsün. Bütün, her yer görmüş oluyor, inşaAllah, değil mi? Allah onların yüzündeki nuru da insanlara göstermiş oluyor.

SUNUCU: Hocam, kısa bir hatırlatmam var izninizle. Bu akşam TV Kayseri ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizi dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet sitelerini sizlere söylemek istiyorum. Radyolar, Mavi Karadeniz Radyo 106.2, Radyo Star 94.0 Aksaray, Emek Radyo 101.0 Mardin, Keyif FM 92.7 Nevşehir, Asr FM 96.0 Adıyaman, Osmancık FM 106.0 Çorum, Şafak Radyo 100.5 Kayseri, Kozan FM 90.0 Adana. İnternet sitelerimiz, haberhilal.com, harunyahya.tv, selamhaber.com, yenihareket.com, bizimantalya.com.
Hocam nasıl başlamak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Şu www’lardan kurtulduk ya, oh dünya varmış, ne şahane. Www, insanın beyni uyuşuyor, www. Tamam biliyoruz w yani. Pazar günleri de, sadece bizden rica edenler oluyor, mesela bizi özellikle belirtin diye, televizyon kanalları. Sadece onları sayalım, çünkü o da çok çok uzun sürüyor, yani neredeyse yarım saatimizi alıyor kanalları saymak. Öyle yapmayalım, sadece istirham edenleri kısaca sayalım. Ondan geri, işte 70 kanal üzerindeki Anadolu kanalları diyeceğiz, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Zaten siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Ana sitede, harunyahya.org’da bütün liste çıkıyor, oradan ulaşabilirler seyircilerimiz.

ADNAN OKTAR: Evet. Yayınladığımız, yayınlamadıklarımız var. Bir de biz müracaat etmesek de, yayınlayan kardeşlerimiz var. Çok fazla kanal yayınlıyor. Yani hepsine ulaşamıyoruz. Mesela yayınlayanlardan bazen haberimiz olmuyor. Yani çoğundan, 20-30 kanaldan haberimiz olmuyor. Yani genel olması önemli.

SUNUCU 2: Ben bir gün birine rastlamıştım.

ADNAN OKTAR: Değil mi, nerede nasıl?

SUNUCU 2: Bir sitede geziyordum, sizin isimlerinizi gördüm ve inceledim. Nasıl bir program yapıldığını, içeriğini ve o şekilde geldim buraya da.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Yalnız bizim milletimizin sevgiye ihtiyacı var. Bak bizim milletimizi hasta ederler. Kavgadan, gürültüden bizim milletimiz bizar. Yıllardan beri zaten bizim milletimiz anarşi, terör, faili meçhuller, hayat pahalılığı, kavgalarla bunaldı. Bizim milletimiz artık bir düğün görsün. Bayram görsün artık, neşe görsün. Yani bu kadar bir insanın üzerine gidilmez. Yani bu kadar bir milletin üzerine gidilmez. Yani milletimizi üzmesinler. Rahat olsun milletimiz, değil mi. Bizim milletimiz çok şahane insanlar, neşeli insanlar. Her gün sohbet etmek ister, candandır. Bir parça sevgiye, 10 misli karşılık verir. Onun için biz Türkiye’de kavga istemiyoruz. Hiç kimse, hiç kimse ile kavga yapmasın. Yani kavga bizi yoruyor, milletimizi yoruyor, istemiyoruz, evet istemiyoruz. Yani kavga sonucu gelecek bir nimet varsa, biz bunu da istemiyoruz. Yani kavga sonucu, bak size iyi bir şey olacak diyorlarsa, biz bunu da istemiyoruz. Kavgayı kesecekler, istemiyoruz. Çünkü mesela hanımlar, ev hanımları, sevgi ortamında bunlar çiçek gibidirler, huzur duyarlar. Çocuklar, sevgiden hoşlanırlar. Gençlerimiz, sevgiden, şefkatten hoşlanırlar, yaşlılar. Yapmayın, etmeyin. Hayvanlar bile sevgiden hoşlanıyor. Biz kavgayı ne yapalım? Bir ara İngiliz işgali oldu, zamanında. Millet o beladan bir ayrı bir kurtuldu. Sonra ekonomik çöküntü vardı, bir onlarla uğraştık. Sonra bu 12 Eylül öncesinde, anarşi, terör, her gün kan. Onlar durdu. Şimdi de gene bir gerilim ortamı. Bakın ben geçenlerde dedim ki basına, kardeşim dedim, gerilimi yansıtmayın. Küçük bir şey, büyük bir olaymış gibi görünüyor. Yani mesela 70 milyonluk Türkiye’de 4 kişi olay çıkarıyor, sanki 70 milyonun olayıymış gibi aktarılıyor. Bu bütün Türkiye’yi geriyor. Bunu yapmayın. Basından ben bunu rica ettim. Bugün de Cumhurbaşkanımız çıktı, maşaAllah elhamdülillah, basına aynı benim dediğimi söyledi. Basın bir hafta dedi, aktarmasın haberleri dedi, ortalık yatışır dedi. Bir hafta daha aktarmasın, 15 gün daha aktarmasın, büyütmeye gerek yok ki. Bir it- kopuk bir yere bir bomba atıyor, sanki bütün Türkiye’ye bomba atılmış gibi değil mi? Gerilimi düşürelim. Çünkü o zaman iş gücü de düşüyor. Yaratıcı güç düşer. Sağlıkları bozuluyor insanların, vücut direnci kırılıyor, hastalıklara yatkın hale geliyorlar. Zaten ekonomik zorluklarla insanlar şey yapıyorlar değil mi? İmani yönden zaten bizim milletimiz daha yeni üzerlerine yapılan saldırıdan kurtuldu. Darwinist, materyalist saldırı ile bizim milletimiz, ezim ezim ezildi zamanında. Daha yeni bu belayı üzerimizden attık. Nekahat devresinde milletimiz, değil mi? Allah’a çok şükür nekahati de %99. %99 Darwinizm’e inanmıyor, maşaAllah elhamdülillah.

OKTAR BABUNA: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, sizin bu üslubunuz Kuran dayanaklı. Fakat dünyada hakim olmaya da başladı maşaAllah. Mesela bu Amerika ile bağlantı yaptığınız radyoda, spiker sizin Kitap Ehli’ne, Hıristiyanlar’a karşı olan tavrınız karşısında birkaç defa çok şaşırdım, çok şaşırdım dedi. Çok da hoşuna gitti. Sizin nasıl yaklaşılması gerektiğini, birlik anlayışınız, onlarla dost geçinme anlayışınız. Çok şaşırdım diye birkaç defa söyledi bunu. Çok hoşuna gitti maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dün Amerikalıların ünlü bir radyo kanalı ile, evet evet ünlü. Hakikaten konuşma öncesinde de, konuşma sonrasında da, ne kadar çok etkilendiklerini ifade ettiler. Müslüman deyince, Yahudi ve Hıristiyanı tuttuğu yerde doğrayan adam akıllarına geliyor. Kardeşim niye doğrayalım? Allah, “... sizi Biz, ümmet ümmet yarattık..” diyor Cenab-ı Allah. “...Ben istesem, hepinizi tek bir ümmet yapardım..” diyor. “… Ayrı ayrı ümmetler olarak Yarattım...” diyor. Yani Hıristiyan’ı Allah yaratıyor. Musevi’yi de Allah yaratıyor. Allah, Hıristiyan’ı, Musevi’yi alın kesin demiyor ki bize. Böyle bir konu yok, nereden çıkarıyorlar bunu. Hayır, niye nefret etmiyorsun, niye kesmiyorsun, niye kesmeye teşvik etmiyorsun diye benim üzerime geliyorlar. Yani sanki normal bir şey söylüyorlarmış gibi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şefkati, merhameti, sevgisi, saygısı nasıldı? Asr-ı Saadet’te Hıristiyanlar, Museviler Cennet hayatı gibi hayat yaşadılar. Son derece saygı gördüler. Hangisi asılıp kesildi o dönemde, değil mi? Fatih Sultan Mehmet devrinde de burada çok rahat ettiler. Beyazıd devrinde de çok rahat ettiler. İspanya’dan aldık-getirdik. İspanya neresi, burası neresi, düşünün. Ne kadar zor şartlarda. Ne kadar Musevi varsa, hepsini gemilere doldurup, getirdik buraya. Ve İstanbul gibi dünya güzeli bir şehire. Bak, herhangi bir yere de götürmedik. En güzel şehire alıp getirdik. Paşalar gibi de yaşadılar burada. Bilmiyor muydu ataları, onlara nasıl davranılacağını? Onlar, bize Allah’ın emaneti. Yeddi emanımızdalar. Tabii ki koruyup, kollayacağız. Kıllarına zarar getirtmeyiz, evvelAllah. Ama aynı şekilde, Müslümanlara da, değil mi? Mesela bak, akşam televizyonda gösterdiler. Gene Müslümanları, eğitimsizlik de var tabii, cahillik de var, yerlere yatırıyorlar gariplerimi, onlara otomatik tüfeklerle ateş ediyorlar. Tabii, muazzam zulüm ediliyor. Yani benim kanaatim, orada mesela bir kedi, köpek katliamı olsa, dünyada çok büyük olay çıkar. Şimdi onu, son derece normal karşılamışlardır. Çok büyük bir kepazelik. Kardeşim yargılamadan, sorgulamadan ne oluyorsun yani? Kurşunlamalar falan, nerede görülmüş bu? En fazla hapis edersin, değil mi? Amerika, böyle şeylerde hemen müdahale ediyor her yere. Avrupa müdahale etmeye kalkıyor, İngiltere, Fransa. Kardeşim tam müdahalelik durum işte. İnsan hakları yerle bir edilmiş durumda. Derhal müdahale edilmesi lazım. Türkiye’nin de, yani doğrudan ultimatom vermesi gerekiyor. Nota da değil, ultimatom. Böyle rezalet olur mu?

OKTAR BABUNA: İnşaAllah, olmaz Hocam, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii. Derhal durdurun diyecekler, o kadar. Hayır, yapmıyorsa yapmasın gene yani. Ama bir ultimatom şart. Ona göre gereği yapılır, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Hem sizin kitaplarınızda, hem programlarınızda defaatle anlattınız, Darwin’in söylediklerini zaten. Beyaz Avrupalı’nın dışındakiler hepsi diyor, aşağı ırklardır diyor maymuna yakın olan. Bunlar elimine edilecektir diyor. O mantığı siz, Darwinizm’i yıkmakla aslında bunu kökten düzeltmiş oluyorsunuz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, Darwin hapsedin demiyor. Öldürün, yok edin diyor. Darwin’in dediklerini uyguluyorlar şu an.
Bana dediler, Hocam Kuran Fihristi’ni bir daha gösterir misiniz dediler. Tabii, iftiharla bir daha göstereyim. Bu yeni baskısı. Hepsi tek ciltte toplandı. Kuran’ın içerisindeki bütün konular burada var, bu kitapta var. Çok okunaklı. Mesela bir sayfa açıyorum. Efendim, mesela kaynak, efendim kasırga, kasaba, karınca, Karun. Kuran’da geçen ayetler, her kelime ile ilgili ayet. Mesela ne merak ediyorsan, açıp bakıyorsun. Çok büyük kolaylık. Mesela pınar, Peygamberleri hatırlamak, mesela plan, put, pişmanlık, bütün ilgili ayetler. Mesela sünnet, süs, sürgün, çok büyük kolaylık. Bir de bir hayli ucuz. Yani çok güzel bir eser. Özellikle tavsiye ederim. Ama tabii bunu internetten de indirebilirler, ücretsiz olarak indirebilirler. Ama bence el altında böyle bir kitap bulunması lazım, değil mi? İnşaAllah. Yani bunlar zaten basımını kurtaracak kadar bir şeyle, imal edilip, basılıyor. Yani kâr amaçlı değil, evet.

OKTAR BABUNA: Siz telif hakkı da hiç almadığınız için inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kâr, Allah vermesin. Hiçbir zaman için düşünmedim. Allah hiçbir şekilde de nasip etmesin. Asla istemem.

OKTAR BABUNA: Bir de anlatmıştınız siz, üniversitedeki dönemi anlatmıştınız. Kalan miras ile demiştiniz, yaklaşık rakamı da söylediniz 140 milyar lira kadar bugünün parası ile, tamamını kitaba yatırmıştım demiştiniz o zaman. Pantalonun dizine yama yaparak.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi can hıraş bir durum var. Her yeri Komünistler, Materyalistler kaplamış. Bir kitap, bir kişiyi kurtarıyor. Şimdi ceketin, paltonun sırası mıydı? Benim o zaman Nokta Dergisi’nde resmim vardı. Pantolon böyle pot yapmıştı şeyden, dizi, bombe yapmıştı böyle kullanmaktan. Parçalanmıştı da dizim. Dedim şimdi ben bunu dedim, bir parça koyayım içeriden. Fakat diksem şimdi, bayağı belli olacak, en iyisi uhu ile yapıştırayım dedim arkadan. Ama şimdi onun karşılığı, dünya kadar da kitap dağıtmış oldum. Yani büyük bir imkandı o zaman. Can havli artık yani, o devirde artık yani ceket, palto düşünülecek durum yoktu. Tabii.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Ama Allah tabii bu mücadelenizin karşılığında Darwinizm’i, materyalizm’i dünya çapında bitirdiniz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama şu kitap işi bitirdi yani, Allah vesile etti. “Yaratılış Atlası”. Akşam da söylüyor ya adam, Amerikalılar. Amerika’daki bütün ünlü artistler, ünlü profesörler, ünlü siyasetçiler, hepsinde var kitaptan. Fransızlarda da öyle. Fransız ünlü bütün artistlerde var, sanatçılarda var, ünlü sporcularda var, bilim adamlarında var. Üniversite rektörleri, dekanları, bakanları hepsinde var.

OKTAR BABUNA: Biz gidiyorduk Hocam odalarına, çok gördük yani girdiğimiz. Evrimci profesörün odasında, kütüphanede başköşede duruyor böyle, hepsinde. En önde gelen üniversiteleri, İngiltere’nin, Amerika’nın bu şekildeydi maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Darwinizm ile ilgili hiç haber okuyor musunuz gazetelerde siz hiç? Yahu kardeşim, böyle terk edilmiş kovboy kasabasına döndü memleket. Ne oldu bu adamlara? Darwinist arıyoruz artık. Buhar oldular, uçtular.

SUNUCU: Sayenizde Hocam.

ADNAN OKTAR: Biz şöyle bir heyt diye girdik şöyle ortalığı, bütün millet araziye geçti. Ne kadar boş bir teori, ne kadar yalancı ve uydurma bir teori ve koskoca dünyayı kandırmışlar. İnanılır gibi değil, yani 7 milyar insanın neredeyse %99’unu kandırmışlar. Ne cesaret? Ne oluyor kardeşim dedik. Ne oluyor ki falan dediler. Boş değil burası, ne yapıyorsunuz falan dedik. Tabanları yağlayıp çılgınlar gibi kaçtılar, deliler gibi kaçtılar. Ortada adam yok. Olsalar yerden yere vuracağım. Şimdi bana idman veriyorlardı eskiden, şimdi adam da kalmadı etrafımda. Yani sporda yapamıyoruz artık. Yani kemiklerini kıracağım olsalar.

OKTAR BABUNA: Kırdınız zaten Hocam zaten. Belini kırdınız.

ADNAN OKTAR: Manen, manen, ilim ile, bilgi ile, kültür ile.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Ağızlarını açacak halleri kalmadı. O Yaratılış Atlası hazırlanırken, ben hatırlıyorum Hocam anlatmıştınız, onu nakledelim mi? Bir tespihte, tespihin içerisindeki amber şeyini gördükten sonra.

ADNAN OKTAR: Dedim ki bir tespih alın bana dedim. Hocam amber tespih de var dediler. İyi tamam, gelsin dedim amber. Bazen dedim bu amberlerin içerisinde canlı da oluyormuş dedim. Öyle bir şey var Hocam dediler, yani öyle bir amberde bir yerde gördüm dedi. Tamam getirin dedim. Bir amber getirdiler böyle, yanlız şey dediler çakma, yeni tabirle sahte. Yani böcek, böceği yani normal böceği hayvancağızı, plastik ile kaplamışlar. Yani mika. Bunun gerçeği yok mudur dedik. Var dediler ama biraz pahalı dediler. İyi, tamam olsun dedim. Bir tane parça getirdiler. İçinde hakikaten sinek parçaları var, eski amber. Zaten amberi tespit etmek mümkün oluyor. Şey öbürü yanıyor plastik olan, yaktın mı. Ama o öyle o değil. Yani her yer yanıyor. Kendi özel yöntemleri var, anlama yöntemleri var. Başka da var dediler. Onu da getirin bakayım dedim. Bunun fosil olarak da var dediler. Yani taştan bir şey, ona benzer falan. Dedik bir internete bakın belki vardır dedik. Bir de baktık ki, dünyada zaten her yerde varmış. Yani bunun koleksiyonlarını yapan koleksiyonerler varmış. Adamlarla tanıştık, zibil gibi fotoğraflar gelmeye başladı. Binlercesini biriktirdikten sonra, ani bir gece baskını ile Fransa’dan, Paris’ten ağır bombardımana başladık. B52 ler ile beraber, havadan. Havadan diyor afat yağıyor diyor, bela yağıyor. Fransız basını bak diyor ki, havadan, gökten diyor afet yağıyor, afat yağıyor diyor.

OKTAR BABUNA: Atom bombası gibi demişlerdi, deprem etkisi demişlerdi.

ADNAN OKTAR: Deprem etkisi yaptı.

OKTAR BABUNA: Ama önce bir sessizlik dönemi oldu Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Önce bir şoka girdiler, hani bazen trafik kazasında oluyor ya, adam çıkıyor trafik kazasında Allah vermesin, şoka giriyor kendine gelemiyor. Önce bunlar dört gün falan ses çıkartmadılar. Bütün Fransa’ya yayıldı. 5. gün bir ciyak diye bir ses geldi. Ondan sonra ver elini Almanya, ondan sonra Berlin. Yerle bir ettik Allah’ın izniyle değil mi, Norveç, İsveç, İtalya, İspanya, Amerika havadan yani inşaAllah. Hallaç pamuğu gibi evvelAllah.
Oktar Hocam sen bana güzel kedi, köpek resimleri göster. Çok seviyorum ben o herifleri.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Dost hayvanlar Hocam.

ADNAN OKTAR: Ya şimdi ben ne diyeyim bu heriflere? Ama şu ceylan yavrusu olayı dehşet bir şey. Şunu ben kucağıma bir alsam, şu kafasına falan kendime bastıra bastıra bir sevsem şu keretayı. Öbürü de çok şeker. Bir de bunlar sevgi gösterisinde bulunuyor, haşır huşur yalamaya başlıyor insanı çok tehlikeli.

OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.) döneminde sokaklarda gezecek demiştiniz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet her yerde hayvanlar ve güzel güzel bahçelerde bol bol olacaklar ve seveceğiz. Çok nadir görebiliyoruz ceylan. Her yerde sevmemiz lazım bizim ceylanı. Çok tatlı bir şey değil mi? Parasıyla değil mi? Baktırtırız, bakıcıları olur. Her yerde sarılır severiz hayvanları. Bakayım, ah severim ben onu. At Kuran’da da geçiyor, Hz. Süleyman (a.s.) onların bacaklarını ve boyunlarını okşuyordu diyor atların. Toz bulutu arkasına saklandılar diyor. Cins Arap atları böyle çok çok güzel inşaAllah, safkan taylar. Hz. Süleyman( a.s.)’ın müthiş bir hayvan sevgisi var. Kuşlara ayrı, atlara ayrı. Tevrat’ta da geçiyor, uzun uzun anlatıyor. Her çeşit hayvan geçiyor, sülünler ve çok güzel hayvanlar getirilmiş. Hoppala birbirlerini yalıyorlar. Yalayarak seviyor onu. Kaplumbağa arkadaşıyla beraberler. Benim bir tane var böyle ufak kedi. Ama büyüdü kocaman izbandut gibi bir şey oldu. Ya ne şahane olaylar bunlar, maşaAllah. Ama huylanırlar şimdi bayanlar, onları geç. Köpeğin gözünü mü yalıyorlar. Bazı hayvanlardan insanlar huylanırlar, onlardan kaçın mesela.

OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Özellikle bayanlar biliyorsun cinnet geçirirler böyle ufak bir şeyden.
Kalplerinde Allah sevgisi olmayan, insan sevgisi olmayanlar benim insan sevgime şaşırıyorlar. Niye böyle iltifat ediyor diyor. Bir de insanları putlaştırmış, sanki insan müstakil bir varlık. Halbuki Allah insan şeklinde tecelli eder. Beynimizin içinde görüyoruz biz görüntüyü. Allah beynimizde gösteriyor. Dışarıda gölge varlık olarak vardır. Mutlak varlık Allah’tır, insan gölge varlıktır. Ve bütün iltifatlar, senalar, dualar, muhabbetler Allah’adır. Ben Allah’ı sevdiğim için onu seviyorum, Allah’ın nuru var yüzünde onu görüyorum. Ama adamların kalbinde fitne fesat, fücur kaynadığı için zaten güzel de olsa bir şeye güzel demez o. Güzele çirkin diyor zaten. Mesela ben çok görüyorum, çok güzel insan oluyor. Nasıl bilinir, kaşı diyor biraz çarpık gibi diyor. Hep şeytanlık arıyor böyle, onun güzel yönlerini bulamıyor. Halbuki insan bir şeye baktığında hep güzel yönünü görmesi lazım, hayır yönünü görmesi lazım. Bir de bir genç kızı severken o iffetiyle güzeldir. Onu sen annesinden, babasından daha titiz korumak durumundasın. Eğer gerçekten seviyorsan, ona zarar getirtmeyeceksin. Maddi zarar da getirtmeyeceksin, manevi zarar da getirtmeyeceksin. Yiyeceğine dikkat edersin, üşümemesine dikkat edersin, gıdasına dikkat edersin, sporuna dikkat edersin, üzmemeye dikkat edersin değil mi? Bu bir sevgidir. Kuru kuru seviyorum olmaz. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Ayrıca sizin zaten hem bize karşı, hayvanlara, bitkilere duyduğunuz merhamet, sevgi de zaten, yani o da ortada. İnşaAllah. Bütün canlılara maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güllerime, bahçedeki güllerime. Benim çok fazla kırmızı ısparta gülüm var böyle kokulu falan. Şahane açtıklarında. Şimdi koparsam kıyamıyorum ölecek, koparmasam orada solacak. Allah’tan Cenneti istiyorum o zaman işte. İnsan çünkü sürekli yanında olsun istiyor. Cennetin gülleri solmaz, ama buranın gülü solar, inşaAllah. Oktar Hocam, şimdi ben sana bir kitap vereceğim. Bunları bana yavaş yavaş şerh ederek okuyacaksın. Ama o meşhur hızlı okuma sistemini bırakıyorsun.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, kelime kelime şerh ederek okuyacaksın. Söz?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah tabii ki Hocam.

ADNAN OKTAR: Göreceğim.
OKTAR BABUNA: ZALİME KARŞI HAKKI MÜDAFAA ETMESİ: “Mehdi (a.s.) zalime karşı hakkı müdafaa edecektir. Hatta (zalim) bir insanın azı dişinde olan (haksız bir lokmayı) bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir.” (En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal ) Burada Mehdi (a.s.)’ın zalime karşı, yani zulüm eden, zulüm yapan, eziyet eden, adaletsizlik yapan insanlara karşı, hakkı yani olması gerekeni, merhameti, adaleti, sevgiyi müdafaa edeceğini bildiriyor. Kuran’a uygun olarak. Hatta bir örnek de veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), insanın azı dişinde olan haksız bir lokmayı bile ondan çekip alacak ve sahibine iade edecektir. Yani en ufak bir haksızlığa seyirci kalmayacaktır. İnşaAllah. Küçücük bir haksızlığı bile düzeltecektir. Tabi bu da muazzam bir adaletli ve güzel bir ortam meydana getirecek bir tavır olmuş oluyor. İNSANLARA İHSANDA BULUNMASI: “Zamanın inkılaba uğradığı yani sistemlerin değiştiği bir dönemde, Mehdi (a.s.) denen bir adam gelecek ve ihsanı bol ve güzel olacak.” Sistemlerin değiştiği.
ADNAN OKTAR: Sen bana ver en iyisi ben anlatayım, Oktar Hocam. Sen büyük bir şevkle anlatıyorsun ama ben anlatsam daha mı iyi olur acaba?
OKTAR BABUNA: Her zaman tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü ben şerh ederken ilave bilgiler de ilave ediyorum inşaAllah. Bak Mehdi (a.s.) zamanında insanlar o kadar seviniyorlar ki, küçükler diyor ki, keşke ben büyük olsaydım diyorlar. Büyükler de keşke ben küçük olsaydım, daha uzun ömürlü olsaydım, daha çok Mehdi (a.s.)’ı görseydim, Mehdiyeti yaşasaydım, diye temenni ederler. İyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır. Bak kötülere karşı bile iyilik yapılır. Çünkü onların iyi olmasını sağlar bu. Ümmetimde Mehdi (a.s.) vardır. İnsanlar ona gelecek ve, "Ey Mehdi (a.s.). Bana mal ihsan et ver diyecekler. Mehdi (a.s.) de onun esvabının taşıyabileceği kadar bol ona nimet sunacak. Esvabını yani götürebildiği kadar. Kamyonuyla geliyor veyahut neyse arabasıyla ne kadar istiyorsa doldurup götürüyor.
OKTAR BABUNA: Hatta demiştiniz siz, fazladan verilen malı bir kişi iade etmek isteyecek, ondan da almayacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ümmetim içinde Mehdi (a.s.) olacaktır. Benim ümmetim de o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır. Yer, yemişini (gıda ürünlerini) verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacak (vermemezlik etmeyecek)tir. Bak, öyle bir refah ki, o güne dek onun misli kesinlikle bulunmamıştır. Yani dünyada, dünya tarihinde böyle bir mal bolluğu ve bereket hiç olmadı diyor. Dünya kuruldu kurulalı. Böyle bir şey olacak diyor. Yer, yemişini, gıda ürünlerini bol bol verecek, insanlardan hiçbir şey saklamayacak. Bol bol meyve, sebze, kuruyemiş, tahıl, hububat hepsi. Mal o gün çok birikmiş olacaktır. Bu nerede? Sünen-i İbn Mace’de. Sahih hadis evet. Tabii Türkiye’de muhafazakarların, dindarların, Allah’tan korkanların, Türk İslam Birliği taraftarlarının birbirlerini çok sevmesi gerekiyor. Mesela Ortadoğu Gazetesi mükemmel bir gazetedir. Yani mukaddesatçı, milliyetçi, Türk İslam Birliği’ni savunan. Türk İslam Birliği’ni açıkça savunan bir gazetedir. Vakit gazetesi de Türk İslam Birliği’ni savunuyor. Bakıyoruz, sanki aralarında bir ayrılık varmış gibi. Sakın ha. Birbirlerini çok sevecekler. Aynı vatanın evladıyız. Aynı ülküye, ideale inanıyoruz. Herkes Türk İslam Birliği’ni istiyor. MHP - AKP arasındaki gerilimi de biz hiç hoş karşılamıyoruz. Her iki taraf da delikanlıdır. Yiğittir, tertemiz insanlardır. Her iki taraf da Türk İslam Birliği’ni istiyorlar. Böyle bir gerilimi bizim milletimiz Türkiye kaldırmaz. Araya girdiler, geçenlerde söylemiştim, bir yemekte toplantı yapalım demiştim. Barıştıralım demiştim. Onu yaptılar hemen maşaAllah. Bir daha… Periyodik hale getirelim. Bir yemekle olmaz. Ne olur, her hafta sonu yemek verelim ne olur? Olmayacak iş mi bu yani? Fazla yememek şartıyla yalnızca… Kilo almayacaklar. Her hafta sonu bir dostluk yemeği olsun, inşaAllah. Hepsini çok seviyoruz. Hepsi bizim canımız ciğerimiz, değil mi? Hepsi bu vatan için, millet için, din için, mukaddesat için gözünü kırpmadan ölecek insanlar. Tertemiz insanlar. Aman ha aman.
OKTAR BABUNA: Hocam, Ahmedinejad’ın yeni bir açıklaması var. Yine tekrarlamış sizin söylediklerinizi.

ADNAN OKTAR: Ne diyor?

OKTAR BABUNA: Ahmedinejad “Asker çözüm değil” diyor. “İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Nejat; dünyadaki sorunların askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini, adaletsizlik ve saldırganlık kurbanı insanların acılarının ve dertlerinin, tüm milletlerin işbirliği ile azaltılabileceğini” söyledi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Ahmedinejad’ın yapacağı şu: Buraya bakanlarını göndersin. Kendi gelmesin, bakanlarını göndersin. Bir basın toplantısı olsun. Musevileri de çağıralım. İsrailli Musevileri de çağıralım. Bakanlar da gelsinler. Ortak bir açıklama olsun. Bir garanti verilsin. Yani İsrail tedirgin hakikatten, ben konuşuyorum. “Atom bombası yapacaklar, bize atom bombası atacaklar” diyorlar. Ben İran’ı tenzih ederim de, biz kolunu kırarız öyle adamların, atom bombası atacak adamların. Ne demek ya, burası dağ başı mı? Atom bombası atmak bilmem ne? Hiç kimse atom bombası atamaz! Bir kere atom bombası Türkiye’de de var. Biz de var atom bombası. Nereye atıyoruz biz atom bombasını? İncirlik’de var, birçok yerde var. Niye atalım? Hindistan’da da var atom bombası. Pakistan’da da var. Böyle bir şey olmaz. Ama böyle insanların bir ajitasyon içerisinde yaşaması vicdanıma uygun gelmiyor. Atom bombası korkusu içerisinde yaşamalarını istemem. Onun için, bir alt düzeyde bir ekip göndersin. Yani bakan olabilir, bakan yardımcıları olabilir. İsrail’den de gelsinler bakan yardımcıları… Bu yeterli olur. Bir açıklama bir dostluk yemeği verilir konu biter. Yoksa bu iş uzayacak gibi görünüyor. Bunun sonucu iyiye gitmeyebilir. Burada benim sözümü dinlerlerse bereket olur, inşaAllah. Yani sürekli gerginlik içinde yaşamak istemez bir insan. Bir çözüm arayacaktır. Daha da bunalırsa Allah esirgesin kendini kurtarmak isteyecek. Karşı taraf da kendini savunmaya kalkacak. Bu sefer suni bir rahatsızlık oluşabilir. Anlaşıldı mı? Ama biz ne Müslümanlara atom bombası attırırız, boynunu kırarız yani. Ne de Musevilere ne de Hıristiyanlara… İlimle, manevi yönden boynunu kırarız, inşaAllah. Fakat bu konuda biraz ivedi bir tavır olması lazım… İranlı kardeşlerimizle, yarın veya öbür gün bir görüşme ayarlayalım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.

ADNAN OKTAR: Orada sevdiğimiz insanlar var. Ahmedinejad ile bağlantı kurabilen, değerli ağabeylerimiz, kardeşlerimiz var. Onlarla bir görüşelim. Böyle bir şeyi ivedi halledelim. Çünkü İranlı Museviler ile Ahmedinejad’ın yemek yemesi dostluğu onları kurtarmaz. Çünkü oradakiler zaten İsrail’e karşı olan Museviler. Yani İsrail Devleti’ne karşı olanlar. Saygı duyarım inancına, niye karşısın demem. Ben her fikre saygı duyarım. Fakat aralarını bulmak bir düzeltmek lazım… İsrail’in dindar insanlarının ikna olması ve İsrail devletinin de ikna olması güzel bir şey olur. Bu elimizde olan bir şey bunu yapalım, inşaAllah. Yani İsrail’i yok hükmünde saymak bu vicdanlı bir hareket değil. Onlar da Allah’ın kulu. Allah Kuran’da Mescid-i Aksa’da, Kudüs’te, o kutsal beldede Musevilerin bulunacağını Kuran’da bize belirtiyor ayette. Yani var onlar orada olacaklar. Adamların kökünü kazıma düşüncesi çirkin. Bu vicdana yakışan bir şey değil. Nereye gitsin adamlar? Etmeyin, çatmayın ne yapsınlar yani? Diyor ki bir kısmı “Amerika’ya gitsin.” Orası da istemiyor başka yere gönderiyor, İspanya istemiyor. Yazık günah değil mi? Bırakın adamları yaşasın bir şey yok. Yani illa öldüreceğiz, asacağız, keseceğiz, bir tane bırakmayacağız. Bütün İsrail potansiyel askerdir. Kızlar, çocuklar hepsi asker hükmünde. Delirdiniz mi siz, ne yapıyorsunuz? Nereye gider bu laf, nereye gider bu söz? Savaş devlet hukukunda açıklanmıştır. İki devletin savaşmasının bir hukuku vardır. Önüne gelen, bombayı, silahı alan birbirine saldırırsa buna “terör” denir. Böyle şey olmaz. Dolayısıyla dindar Musevilerin, dindar Hıristiyanların, dindar Müslümanların bulunduğu bir ülke İsrail… Çok fazla Filistinli Müslüman var orada. Devletin tabiyetinde, İsrail tabiyetinde yani İsrail pasaportu taşıyor. İsrail kimliği taşıyorlar. İsrail kimliği taşıyan çok fazla Hıristiyan var ve çok fazla da Musevi dindar insan var. Çocuklar var, kadınlar var. Ne suçu var bunların? Niye öldürülmeleri gerekiyor yani? Olur mu böyle şey? Bu zulümdür, haramdır. Böyle bir şey olmaz. Kim zulmederse o sorumlu olur. O hesabını verecektir. Yani biri eylem yapmış. Mesela farz edelim Afganistan’da birisi bir cinayet işliyor. Türkiye’den falanca; “gel seni cezalandıracağım. Olur mu öyle şey? Kimse ilgili odur. İslam Hukuku’nda bu böyledir. Devletler Hukuku’nda da bu böyledir. Türk Resmi Hukuku’nda da bu böyledir. İlgili şahıs muhataptır. Değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam, suç kişiseldir.

ADNAN OKTAR: Evet, bir kişi için yüz kişiyi yakamazsın. Öyle şey olmaz. Onun için şefkatle, merhametle yaklaşmak lazım… Mehdiyet devrindeyiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yed-i Emanın’da olacaktır Museviler ve Hıristiyanlar. Bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. Eğer Peygamber (s.a.v.)’i seviyorlarsa, inanıyorlarsa… “Hz. Mehdi (a.s.) Musevilere Tevrat’ın aslı ile hükmedecektir” diyor. “Hıristiyanlara İncil’in aslı ile hükmedecektir” diyor. Bu ne demek? Hani asıp, kesme burada? Burada şefkat, merhamet, koruyup kollamak var. Sahip çıkacak Mehdi (a.s.). Biz de Hz. Mehdi (a.s.) öncüsüyüz. Hz. Mehdi (a.s.) talebelisiyiz. Mehdiyetin gölgesi altında olan insanlarız. Dolayısıyla biz de aynı düşüncedeyiz. Kan akmayacak. Uyuyan kişi uyandırılmayacak. Damla kan akmayacak. Bunu ben söylemiyorum Allah’ın Resulu (s.a.v.) söylüyor. Şefkat insanı, merhamet insanı bunu söylüyor. Onun için, kan, irin üstüne mutluluk oluşmaz. Diyorlar ki; “ Filistinli kardeşlerimiz eziliyor.” Kardeşim, eziliyor tamam da niye Türk İslam Birliği’ni istemiyorsun o zaman? O zaman bırak o lafları. O zaman sen samimiyetsizsin. Eğer Filistin’de kardeşlerimizin ezilmesinden rahatsızsan, İsrail’de de Musevilerin ezilmesinden rahatsızsan, Hıristiyanların da ezilmesinden rahatsızsan Türk İslam Birliği’ni istersin. Bütün İslam ümmetinin birleşmesini istersin. Bütün Türklük aleminin birleşmesini istersin. Türkiye’nin de lider olmasını istersin. Dev bir aslan bölgeye hâkim olur, kükremesine bile gerek kalmaz. Şöyle salına salına aslan gibi yürümesi yeter. Mıh gibi çakar inşaAllah, anarşiyi, terörü. Yani tepesinin üstüne çakar. Ve kimse de bir şey yapamaz. Ne İsrail’den bir rahatsızlık olur, ne Filistin’den bir rahatsızlık olur. Ne Irak’ta bir rahatsızlık olur. Ne cami bombalayabilirler. Hiçbir şey olmaz. Bütün hapishaneler boşalacak. Ne İsrail’de ne Filistin’de, ne Irak’da hiçbir yerde hapishanelerde adam bırakmayacağız Allah’ın izniyle. Bunu kim söylüyor? Allah’ın resulü (s.a.v.) söylüyor. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde bütün hapishaneler boşalıyor. Bütün mazlumları çıkaracağız Allah’ın izniyle, inşaAllah. Türk İslam Birliği’ni istemeyip de Filistin edebiyatı yapanlar çok samimiyetsizler. Dürüst davranmıyorlar. Hem bunu isteme, çünkü zoruna gidiyor. Irkçı kafa ile bakıyor veyahut kendi düşüncesinde bir insanın baş olamayacağını düşünüyor. O yüzden buna yanaşmıyor. Ama hakikaten de hiç kimseyi, insanı, hiçbir şahsı lider olarak şu an dünyada kabul etmezler. Ancak Mehdi (a.s.)’ı kabul ederler. Hatta diyor ki Mehmet Şevket Eygi Hocamız. -Ben çok severim onu. Ehli sünnetin kalesidir. Milli Gazete’de yazardır. Onun “Sahife” diye bir bölümü var. Değil mi? Çok güzel yazılar yazar. Ben diyor muhalifim. Herkese muhalifim diyor. Bir kişiye muhalif değilim diyor Mehdi (a.s.)’a muhalif değilim diyor. O diyor Resullulah (s.a.v.)’ in izindedir. Ki yani zaten Cebrail, Mikail, İsrafil sürekli yanında ve asla hata yapmaz. Ahkamda masumdur. Bir tek ben ona uyarım ve hiçbir şekilde ona muhalif olmam diyor. Ve diyor asrın imamını görmeden ölen cahiliye ölümü üzerine ölür diyor. Sürekli söyler o mübarek. Asrın imamını mutlaka arayın der. Allah ömrünü uzun etsin. Çok mübarek bir insandır. O da kedilere, köpeklere, hayvanlara müthiş titiz. Karıncalara acır, kuşlara acır. Değil mi? Yani yabani hayvanlara akreplere bile acıyor hayvanlara. Onlara bile dokunmuyor.- Ama tabii, akrep görünce öldürmek lazım işin doğrusu bu yani olmaz. Yani onda acıma olmaz. Çünkü gider bir mazlumu sokar Allah vermesin. Şakası olmaz akrebin. Bir de ne kadar çok akrep var İstanbul’da.

OKTAR BABUNA: Evet, evet Hocam. Çok acayip.

ADNAN OKTAR: Apartmanların tepelerine bile çıkıyor keratalar. Ama bir şey olmuş hayvanlara böyle kimseye dokunmuyorlar. Niye dokunmuyorlar bilin bakalım.

OKTAR BABUNA: Ahir zamanın özelliği Hocam. Hadislerde bildirilen.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) devrinde akrepler uysallaşacak. Hadis var. Normalde tozu dumana katar akrep. Adam gördü mü direkt vurur yani. Psikopattır akreplerin şakası olmaz. Hepsi garibanlaştı, böyle boş boş bakıyor hayvanlar, aval aval yani. Uysallaştılar. Hadiste açıkça geçiyor. Akrep olarak geçiyor. Uysallaşacak akrepler Mehdi devrinde. Akreplerin zehiri alınıyor, yani zehirleyemiyorlar artık. Yoksa normalde eskiden katliam yapıyordu akrepler tuttuğunu sokuyordu hayvanlar. Bir de ağır bir zehirdir yani akrep zehiri.

OKTAR BABUNA: Bir de siz bu hadisi hatırlattıktan sonra inşaAllah sık sık görmeye başladık vahşi hayvanların zarar vermediğini. Mesela, leoparlar bir ceylanı yakalamışlar galiba seviyorlar gazetede çıktı resimleri. Bu yani çok örnekleri olmaya başladı. Çok sık olarak. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet bunu daha çok göreceksiniz. İnşaAllah.
Mesela beni arıyorlar, internette bilgisayardan diyorlar sen onun mesela nesine iltifat ediyorsun diyor. Mesela diyor onun diyor kaşı biraz şöyle diyor, kulağı böyle diyor. Sanki kaşla kulakla insan değerlendiriliyormuş. Veyahut diyor ki konuşamıyor diyor. Genç kız o, utanıyor haya ediyor, ne kadar güzel. Dili dolaşıyor, doğallığını gösterir onun o. Benim sevgimi kat kat arttırır. Mesela kıpkırmızı oluyor. O onun tatlılığından, efendiliğinden. Bak bak bak kıpkırmızı oldu diyor, sanki aleyhineymiş gibi. Haya imandandır. Yüzüne baktın mı bir genç kız kızarıyorsa, o altındır. Pırlantadır o insan. Haya eder. Genç kız o, dili dolaşır tabii. Utanır konuşamaz. O onun doğallığı. Güzelliği onlar. Yani illa kusur arayacak ya, hep böyle çirkin bir bakış. İlla bir kusur arayacak. Diyor ki mesela, onun nesine iltifat ediyorsun diyor. Allah’ın tecellisi, sen Allah’ın nurunu sen onda görmeye niyet edersen, Allah sana onu çok güzel gösterir. Ama iblis gibi bakarsan şeytani bakarsan sana her şey korkunç görünür. Dağdan da korkarsın, denizden de korkarsın, kuşlar da sana anormal gelir. Çiçekler de, çocuklar da, çocuklardan korkanlar var ya bazen öyle. Kaçıyor çocuğu gördü mü. Bir de hastalık Allah’a sığınsınlar. Sevgiyle bakmayı öğrensinler, hayır gözüyle bakmayı öğrensinler. Bir de insan sevgiyle beslenir. Mesela bir genç kıza onun efendiliğini Allah’ın tecellisi olarak onun güzel olmasını, ondaki asaleti, soyluluğu söylemek onun Allah’a karşı sevgisini arttırır, içini açar. Bu bir nezakettir, bir güzelliktir bu, inşaAllah. Adam küt. Böyle bet bet sığır gibi bakıyor. Bir arkaya gidiyor bir homurdanıyor akla hayale gelmedik pis bir şey çıkartıyor ortaya. Yahu kardeşim gözün hiç güzel bir şey görmez mi senin? Mesela buraya gelse farz edelim. Beğenmediği yüz tane olay çıkar. Mesela hayır gözüyle bakan burada bir güzellik görür. Der ki ne kadar güzel Osmanlı usulünde süslenmiş der, ki bunlar atıl. Yani bunlar epeyden beri duran örtüler şunlar falan. Geçenlerde dedim, bunların hepsini toplayın getirin dedim . Depoda duruyordu bunlar. Hepsi olunca bak bayağı güzel şahane bir şey oldu. Güzel gözle bakmak, çok önemli güzel bakan güzel görür. Hayır gözüyle bakmak lazım. Şefkatle ve acıyarak koruyan bir gözle bakmak lazım. Mesela kediyi seviyorsun ama kediye tekme vuruyorsan sen hayvan bir hata yaptığında hayvanı delirtiyorsan, değil mi? Mesela hayvan eti kaçırıyor, peyniri kaçırıyor, hayvanı feci şekilde dövüyorlar. Hatta öldürenler var psikopat. Geçenlerde bir kadın kanını mı içmiş ne? Aman Allah’ım. Allah vermesin. Mahallemizde falan iyi ki öyle biri yok yani. Mesela diyor ki, kediler nankördür. Ne kadar anormal bir söz. Ağzımdan bir laf çıkacaktı. Hayvan ne bilir nankörlüğü. Hayvan o. Canını yakarsın hayvanın bağırır, ısırır. Şuuru tamamen kapalı, insan mı ki nankör olsun o. Buna rağmen son derece iyi huyludur kediler. “Ben kedileri hiç sevmem.” Niye? “Nankördür.” Ne yaptı sana, lafa bak. Sevmemek için bahane arıyor. Güzel yönlerine baksana, tatlılığına baksana, şekerliğine baksana. O sevildiğinde nasıl hırlıyor, nasıl karşılık veriyor değil mi? Mesela yalıyor malıyor bir şeyler yapıyor, böyle kuyruğunu doluyor, turlar atıyor. O kadar güzel yüzlerce güzel huyu varken hayvanın, hayvanın refleks olarak Allah’ın ona verdiği iç güdüyle kendini savunmasını niye nankörlük olarak alıyorsun. Ters bakmak istedi mi bir insan ters bakabiliyor. Her şeye güzel gözle hayır gözüyle bakmak lazım. Yani böyle kart kaşar zihniyet çok korkunçtur. Böyle laf söz getiren böyle dedikoducu kadınların da erkeklerin de böyle kart kaşarları çok kötüdür. Yani çocukluk çağında gençler pek bilmez onları, çok mazlum temiz olurlar. Ama kemikleşip odun kafa bir şeye girdikten sonra, ruhundan kalbinden sevgi silindikten sonra onları insan hale getirmek adeta mümkün olmuyor. Yani kömürden su yapmak gibi bir şey olacak artık, odunlaşıyor. Ruhlarını bu hale insanların getirmesi çok büyük bir bela. Kendini Cehenneme koyuyor, etrafını da Cehenneme çeviriyor. Yani öyle kart kaşar, ruhu odunlaşmış, sevgisiz küt bir varlık yedi mahalleye yeter. Çok rahatsız edici bir şey. Mesela cadaloz çıkıyor televizyona cingir cingir bağırıyor, kavgacı. Kartal tırnağı gibi tırnaklar falan gözlerinden ateş saçılıyor böyle. Ağzından köpükler saçılıyor, kudurmuş gibi. Yani bir tane sevdiğin bir şey olsun. Bir şeye bir sevgi göster. Bir şeye bir şefkat göster. Ruhun bir sakin olsun. Her şeyi kavgayla halletme eğilimi gelişiyor Türkiye’de bu tehlikeli bu. Kavgayla değil, sevgiyle, şefkatle, merhametle. Yani hep yaygara yaparak bağırarak kendini yerlere atarak. Bir kere bu sistemin kalkması lazım. Yani vatandaşın kendini yere atmasına gerek kalmasın. Yani ayaktayken konusu hallolsa da, yere atmasına niye gerek kalsın. Yere atınca kabul etmek mantıklı bir şey değil ki bu. Çok acayip yani bunu teşvik etmiş olursun o zaman. Demek ki derler dil bu, anlaşılan bu kendini yere atan çamura yatan dediğini yaptırıyor. Ayakta konuşan dinlenmiyor. İmkan varsa sonuna kadar kullanılıp, vatandaşın yere çamura yatmasının engellenmesi lazım. Çünkü onların çektiği acıdan biz çok rahatsız oluyoruz. Biz para verelim kurtulalım bu acıdan. Yani biz para istemiyoruz biz zor durumda yaşayalım, peynir ekmek yiyelim onların acısını görmeyelim. Normal bir hayat yaşasınlar. Tabi ben bu konuda hükümetin elinden geleni yaptığını düşünüyorum. Ama sevgi politikasının daha yoğunlaşması gerekir. Mesela Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, helal olsun bugün de gördüm televizyon kanalında konuşuyordu. Üslup mükemmel. Müslüman evladı. Çoktu mübarek gayet güzel. Bak diyor ki benim anlattığım konuların hepsini maşaAllah, elhamdülillah üstüne vurgu yaparak anlatıyor. Sevginin önemini vurguladı. Mesela sevgisizlikten insanlar perişan durumda diyor. Bütün dünya perişan durumda diyor sevgisizlikten. Diyanet İşleri Başkanı’nın böyle hayati bir konuya girmesi çok güzel. Eskiden Diyanet İşleri Bakanı denildiğinde törenlere katılan halim, selim, sakin insanlar bilirdik. Bu çığır güzel. Fatih Altaylı barutlaştı bir ara. Her gün Kuran okuyun dedi Bardakoğlu. Taş mı attı dedi?

OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam o şekilde söylüyor.

ADNAN OKTAR: Allah’a davet, Kuran’a davet nasıl taş oluyor? Taş atmak oluyor? Bu ne biçim söz? Bu sözünden dolayı daha hala özür dilemedi Habertürk. Biz millet olarak özür dilemesini bekliyoruz. Bu çok acayip bir söz oldu. Eğer özür dilemezlerse bu konudaki sözlerini milletimiz asla unutmaz. Sevgimizi ve saygımızı yitirmiş olurlar o zaman. Birçok insanın sevgisini saygısını yitirirler. Bu telafisi mümkün bir durum. Çünkü buradaki söz çok ağır bir söz. Bak diyor ki Diyanet İşleri Başkanı her gün Kuran okuyalım diyor, tavsiye ediyor. Ne demesi lazım Diyanet İşleri Başkanı’nın. Zaten adı üstünde Diyanet İşleri Başkanı. Ne anlatır Diyanet İşleri Başkanı? Vatandaşlara Kuran okuyun, güzel, faydalı olur diyor. Buna taş atma dersen, bir taş attı dersen Diyanet İşleri Başkanı’na bu nasıl bir sözdür? Bunun mutlaka düzelmesi lazım.

SUNUCU: Değerli Hocam Sayın Abdullah Gül Hindistan Cumhurbaşkanı ve kanaat önderleriyle bir araya geldi. Bu toplantılarda ABD’nin eskidiği, Avrupa Birliği yerine Türkiye, Hindistan ve Rusya’nın birleşerek yeni bir birlik kurabilecekleri yönünde teklif geldi. Siz bu teklifi nasıl değerlendiriyorsunuz diyor? Nebiye Lalezar, Ankara.

ADNAN OKTAR: Şimdi Türk İslam Birliği’nin mühim üyeleri olarak doğru. Ama sırf Hindistan, Türkiye, Rusya bu olmaz. Bunda bir aşk yok. Bunda bir ruh yok. Yani bir sisteme dayanması lazım. Aşkın bir kökeni vardır. Sevginin bir kökeni vardır. Allah sevgisine, Allah korkusuna, Allah’a dayalı aşkın coşkusuna dayanması gerekiyor. Bu nedir? Türk İslam Birliği’dir. Söylerken bile tüylerim diken diken oluyor. Tabii, bu şekilde olacak. Türk İslam Birliği’nin içerisinde Hindistan’ın, Rusya’nın bir güzelliği olabilir. Yoksa Serhent de orada. İmam Rabbani’nin yaşadığı yer. Biz can-ı gönülden Hindistan’ı Türk İslam Birliği içine alırız. Biz bir askeri birlik, bir zulüm birliği peşinde değiliz ki. Sevgi birliğini arıyoruz. Zaten paktlardan dünya bezdi. Bir ara Varşova Paktı vardı. Nato Paktı vardı. Biz o tip soğuk buz gibi paktların peşinde değiliz. Biz aşkı arıyoruz. Allah coşkusunu arıyoruz. Allah aşkından kaynaklanan deli aşık ruhunu arıyoruz. Bu da Türk İslam Birliği ile oluşur. Kardeşim diyorlar niye Türk, sürekli Türk? Allah bu millete görev vermiş ve bu görülüyor. Kime sorsak Türkiye önder olsun diyorlar. Biz bir dayatma yapmadık ki. Herkes bizden bunu talep ediyor zaten. Bir de %99 evrime inanmayan, imanlı bir topluluk varsa bana göstersinler. Bu kadar İslam’ı güzel yaşayan, bu kadar çilekeş, bu kadar temiz bu kadar kaliteli bir topluluk varsa bana göstersinler. Irkçı değilim ben. Ben ahlak ırkçısıyım. Kan ırkçısı değilim ben. Kimin ahlakı güzelse takvaysa ben onu daha çok severim. Benim ırkım bu, benim ırkım İslam. Ama Türklük İslam’la iç içedir zaten. Türk dedin mi Müslüman, Müslüman dedin mi Türk’tür. Türk demek Müslümanlığı mükemmel yaşayan insanlardır. Anlamı budur. Güzel ahlaklı, asil, cesur, yiğit, delikanlı millet demektir bu. Anadolu’ya gittin mi binbir çeşit kavimden insan var. Ama hepsi Türk. Ne demek? İslam’ı çok güzel yaşayan asil, terbiyeli, utangaç, nezih, sevgi dolu, bütün samimiyetiyle, candanlığıyla güzel ahlakı yaşayan güzel insanlar. Türk dediğim budur benim işte. Sen bana bir şeyler anlattın. Dedin Atatürkçülüğü dinsizler almışlar, Atatürkçülük adı altında dinsizlik propagandası yapıyorlar.

SUNUCU: Atatürk’ümüze bayrağı adı altında maalesef ki.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bıraksınlar bunu. Atatürk tepeden tırnağa, mükemmel bir insan. Bir kere ağızlarına almasınlar. O ağızlarını 30 kere yıkayacaklar onlar bir kere. Ağızlarından onların bakteri akıyor, bir kısmının yani, ağzını bir gargara yapsın. Atatürk’ün adını ağızlarına almayacaklar. Atatürk, birçok tip buna da karşı geliyor. Niye öyle diyorsun diyor? Ben doğru olan neyse onu söylerim. Bakın daha ortada hiçbir tefsir yokken, Elmalı tefsirini yaptırdı. Buhari sahih hadis kitabı bunu Türkçeye çevirdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını hazırlattırdı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. İmam hatip ve ilahiyatları açtırttı. Cebinde Kuran taşıyor. Anadolu’ya binlerce Kuran dağıttırdı devlet eliyle. Her akşam Kuran tilavet eden, dinleyen, teşvik eden. Kuran’ı duyduğumda tüylerim diken diken oluyor diyor. Aşktan, Allah aşkından. Böyle bir insan. Kibar, zarif, delikanlı, kıyafet, üslup, adap, edep, nezaket.. Küt kafalara karşı nezaketi öğreten bir insan. Benim bu insana ne demem gerekiyor? Ve diyor ki vefatından çok kısa bir süre önce tam bir ay önce yaklaşık, Kuran’a tam uyalım Resulullah (s.a.v.)’a da tam uyalım diyor. Talimat veriyor milletine. Böyle insana ne denir biliyor musun? Evliya denir. Müslüman denir. Peki o ağzı bakteriden leş gibi kokan, çürümüş tiplerin Atatürk’ün adını ağzına almasına ne demek lazım? Yapacakları en güzel şey, Atatürk’ün adını hiç ağızlarına almasınlar. Bir de bıraksınlar. Bunlar böyle döküntü 3-5 tane takım. Ben bir de bunların nerelerle bağlantılarının olduğunu da biliyorum. Kimlerin emrinde olduklarını biz bunların biliyoruz. Zamanı gelince bunları tek tek. Devlet bunların peşinde zaten. İnşaAllah olay devam ediyor yani şu an. İddia edilen Ergenekon örgütünün en mühim yöntemlerinden bir tanesi de budur. Atatürk ‘ü haşa dinsiz gibi göstermek. Ve Atatürk’ü güya milletten ayırmaya kalkacaklardı. Kafalarını böyle burduk ve konu bitti. Cılız çırpınışlar bunlar. Muhatap dahi olmayın. Yirmi tane it kopuk Türkiye’yi temsil etmez. Türkiye yetmiş milyon. Bir de bütün Türklük alemi Atatürk’e sahip çıkıyor. Bütün İslam alemi. Çünkü bir küt Müslüman olmak vardır. Bir de nezih ve kaliteli Müslüman olmak vardır. Böyle sanatçı, derin düşünen, kibar, saygılı, klas, modern, asil. Atatürk işte millete bunu öğretti. Hayırla gelmiştir. Allah hayırsız hiçbir iş yapmaz. Atatürk’ün gelmesinde hayır vardı. Allah ona hayır verdi ve hayırlı işler yaptı. Bir insanın hiç kusuru olmaz mı? Peygamberlerin olmuyor kusuru. O da Allah’ın bir kulu. İlla ki vardır kusuru. Hepimizin kusuru oluyor inşaAllah. Hani vardır ya bazı tipler haşa böyle Atatürk’ü ilah gibi göstermeye kalkıyor. O da Atatürk’e karşı bir oyundur o da. Ona karşı da çok dikkatli olmak lazım. Atatürk çelebi bir Osmanlı delikanlısı, bir Türk delikanlısıdır. Ve şerefli bir Osmanlı zabitidir, subayıdır ve şerefli bir Türk subayıdır. Gayet de güzel bir karakteri ve kişiliği vardı. Bunu çekemeyen onun gücünü çekemeyen kahpeler ona tuzak kurdular. Kinin, hala duruyor kutuları gitsin baksınlar, Dolmabahçe’de. Kutu kutu kilo hesabıyla kinin verdiler. Ve kininle şehit ettiler Atatürk’ü. Bakmadılar ama şimdi hesap kimden soralım, biz. Yani yapacak bir şey yok. Açıkça da söylüyor mektubunda. Manevi kızına yazdığı mektubunda söylüyor. Bana diyor böyle oyun oynadılar diyor. Beni böyle zehirlediler diyor, kininle diyor, açıklıyor yani, inşaAllah. Yani mealen yaklaşık. Dolayısıyla öyle ufak tefek havlamalara falan hiç kafanı takma sen, onların hiçbir gücü olmaz. Ne PKK’nın gücü olur, ne iddia edilen Ergenekon örgütünün bir gücü olur. Biz millet olarak topluluk olarak iç içeyiz. Ama kavgaya bizim milletimiz kaldırmaz. Biz yorulduk yani kavga istemiyoruz. Yani bu millet artık bayram istiyor, düğün istiyor, sevinç istiyoruz biz artık. Mehdi (a.s.) devrindeyiz. Hiç kimsenin kavga etmesini istemiyoruz. Sürekli yemekli toplantılarla barıştıracağız. Müsaade etmiyoruz. Tamam kardeşim delikanlısınız doğru ama birbirimize karşı delikanlı değiliz biz. Küfre karşı düşmana karşı delikanlıyız. Birbirimize karşı yaparsak olmaz değil mi? Yakışık almaz. Ama hakikaten alayı delikanlı doğru bu. Yani içleri coşuyor ama onu Türklüğün düşmanlarına, İslam’ın düşmanlarına karşı o enerjimizi kullanacağız. Kafalarını ezerek mi? Yok, sevgiyle yine şefkatle, ilimle, fenle, kültürle, araştırmayla, o coşkun enerjimizi hayırlı yönde kullanacağız, inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bu arada Bardakoğlu Hocam bir demeç daha vermiş maşaAllah, “2010 Kuran ve Peygamber Yılı Olacak” demiş Hocam maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Arslanım benim arslanım Hocamız maşaAllah. Tam Osmanlı uleması gibi böyle. Tam Türk evladı ama şimdi milletin kafası bulanır. Osmanlı uleması deyince sanki böyle laik Atatürkçü mükemmel Müslümandır Bardakoğlu, tabi tam.

OKTAR BABUNA: Tam alışık olmadığımız bir Diyanet İşleri Başkanı.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii helal olsun. Bak, vicdanlı demek ki vicdanı kabul etmiyor. Cayır cayır gerçekleri anlatıyor, bayağı da oturtturdu yani karşısında olan üsluba çok güzel bir cevap da verdi bugün. Ağzına diline sağlık, maşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Enfal Suresi’ni açmışsın 53. ayet. Cenab-ı Allah diyor ki bakın; “Nedeni şu: Bir kavim (toplum)” bir devlet bir millet, “kendinde olanı değiştirinceye kadar” yani ahlakını kişiliğini tavrını değiştirinceye kadar “Allah, ona nimet olarak bağışladığını” mal, mülk, zenginlik, güç, iktidar “değiştirici değildir Allah” diyor. Bak benim kanunum bu. Mucizedir bu, yapmam diyor Allah. Bana şükredin, güzel ahlaklı olun, nimetimi daha da arttıracağım. Şükrettikçe arttıracağım bak, şükredin nimetimi arttırayım. Ama aksini yaparsanız alırım diyor Allah. “Allah şüphesiz işitendir, bilendir.” Benim anlattığım da işte bu. Yani bu duruma gelmesin millet. Bir kavim kendinde olanı değiştirmeyecek. Birbirimizi seveceğiz, koruyup kollayacağız. Çünkü Allah diyor kardeşlerinizin arasını bulun, kavga ederlerse, diyor, mücadele ederlerse, bozuşurlarsa, küserlerse, darılırlarsa aralarını bulun diyor. Farzdır bu. Allah’ın emrini yerine getiriyoruz. Mutlaka aralarını bulmamız lazım. Her hafta yemekli toplantı. Onlar yapmazsa biz yapalım, inşaAllah. Ama yaparlar tabii ben onu lafın gelişi söylüyorum. Yaparlar da devam etmesi lazım. Muntazam olan güzeldir. Mesela namazlar muntazam devam edecek. İltifat muntazamsa güzeldir. Sevgi muntazam devam eder. Yani sevgi bir gün coşmuş, öbür gün yok olmuş. Böyle sevgi olmaz. Ölünceye kadardır, ölürken de sevgiyle bakacaksın. Gözlerinde sevgi kalacak son anda, inşaAllah. Refiki Ala edeceksin Yüce Dost’a, Resulullah (s.a.v.) öyle vefat etti biliyorsun değil mi? O benim güzeller güzelim, o benim yiğidim, değil mi? MaşaAllah. O da imtihan oldu biliyorsunuz, vefat ederken. Ağır hastalandı Resulullah (s.a.v.). Sürekli terlerini siliyorlardı vefat etmeden önce, son olarak bir göğe gözünü dikti Refiki Ala dedi, Yüce Dost’a dedi. Ondan sonra gözünü kapattı, maşaAllah. Cennetin çiçeği, canımız ciğerimiz, inşaAllah. Bizleri bekliyor inşaAllah. Allah’ın izniyle. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah 46. ayette; “Allah'a ve Resûlü’ne itaat edin” Allah’a ve elçiye, imama, Mehdi (a.s.)’a itaat edin “çekişip birbirinize düşmeyin,” Allah haram etmiş, Müslüman Müslümanla uğraşmayacak, mücadele yok. Bak “çekişip birbirinize düşmeyin,” muhkem ayet açık, namaz gibi, oruç gibi Allah’ın açık sarih emri. Eğer yaparsanız ne olur diyor biliyor musunuz? “Çözülüp yılgınlaşırsınız,” çözülürsünüz diyor yani askeri, siyasi, sosyal gücünüz gider diyor. Bedenen bak çözülüp yılgınlaşırsınız yani bilmediğiniz bir yılgınlık gelir üstünüze. “Gücünüz gider” diyor Allah, maddi manevi gücünüz gider. “Sabredin” olabilir kavga gerilim varsa sabredeceğiz. “Şüphesiz Allah, şükredenlerle beraberdir.” Şükredeceğiz Ya Rabbi sana hamdolsun diyeceğiz, elhamdülillah. “O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş” yaptıkları eylemleri çekici göstermiş “ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur” yani o kadar güçlüsünüz ki kimse sizi bozguna uğratamaz diyor, “ve ben de sizin yardımcınızım" demişti.” Şeytan. “Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu” mücadele başladı “o, iki topuğu üstünde geri döndü” aniden. “ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım.” Şeytan çok kahpedir, yani klasik manyaktır. Görüyor musunuz? Üsluba bakın şimdi. "Şüphesiz ben sizden uzağım.” Daha demin oradaydın, "Şüphesiz ben sizden uzağım.” Görüyor musun üslubu? “Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum,” bakın çok acayip, harika. “ben Allah'tan da korkuyorum" diyor şeytan. Bak milleti dinsiz imansız yapıyor, Allahsız, Kitapsız yapıyor haşa. Arkasından da diyor ki o dinsiz ateistlere “ben sizin görmediğinizi görüyorum,” diyor ben iman ediyorum diyor, ben Allah’tan da korkuyorum sizin gibi değilim ben diyor. Adamlar şeytanı amaç edinmiş, Cehenneme sürüklemiş adamları. “Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” “Münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar şöyle diyorlardı: "Bunları (Müslümanları) dinleri aldattı." Mehdi (a.s.)’a ne diyecekler münafıklar, bunları bu kişi aldattı, değil mi? Yalan söylüyor diyecekler. Oyun oynuyor, sizin istikbalinizi mahvetti. Sizi kötü yola sürüklüyor diyecekler, Mehdi (a.s.). Bak bunları Müslümanları dinleri aldattı, hepiniz mahvoldunuz diyecekler, Mehdi (a.s.) cemaatine. “Oysa kim Allah'a tevekkül ederse,” tam kendini Allah’a bırakırsa “şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” Güç sahibi sadece benim diyor Allah. Allah şimdi de diyor ki; onu yapanlara Müslümanlara böyle davrananlara, Müslümanları eleştirenlere “Melekleri, onların yüzlerine” suratlarına yumruk vuruyorlar “ve arkalarına vurarak:” sırtlarına vurarak yani feci şekilde döverek "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.” Yani feci şekilde döverek canlarını alacak. Ve diyor Peygamberimiz (s.a.v.) bir dikenli çalının ciğerlerinden iç organlarından çıkması gibi diyor, sökülerek ruhları çıkacak diyor. Ve feci şekilde dövülerek canları alınacak diyor. Müminlerde Cebrail selam veriyor. Esselamü Aleyküm diyor, ismiyle, yanında heyeti hazır. Sevdikleriyle beraber, Cenab-ı Allah’ın izniyle canını almaya geldik diyorlar, inşaAllah. Hazır mısın diyor, hazırım ya mübarek diyor. Buyurun Bismillahirrahmanirrahim hep beraber gidelim diyorlar, inşaAllah. “Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir.” Bu ahlaksızlığı yaptınız, zulmü yaptınız o yüzden diyor Allah bu belayı veriyorum ben size diyor. Ellerinizle yaptınız siz bunu diyor. “Yoksa Allah kullara zulmedici değildir”. Ben zulüm peşinde değilim diyor Cenab-ı Allah. Zulmetmiyorum ben diyor. Siz belanızı arıyorsunuz, ben de belanızı veriyorum diyor. Adam belaya yalvarıyor Allah da belasını veriyor.
Münafıklar yine diyorlar ki; “Onlara geri döndüğünüzde size özür belirttiler, şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi 94, “De ki: “Özür belirtmeyiniz,”. Münafıklar hep özür belirtirler ya kusura bakma oldu bir kere falan “size kesin olarak inanmıyoruz.” Bir kere münafığa kesinlikle inanılmaz. Mutlaka kahpedir, mutlaka alçaktır yani münafık kadar kahpe bir mahluk yoktur. Kapıdan girer, bacadan çıkar, yine ahlaksızlık yapar, yine ahlaksızlık yapar. Hiçbir şekilde güvenilmez. “Allah bize, durumunuzu haber vermiştir.” Bize de Kuran’la haberlerini veriyor ve hadislerle. “Yaptıklarınızı Allah görecektir,” yani bütün yaptığınız pislikleri Allah görüyor diyor, münafıklara. “O'nun elçisi de.” Mehdi (a.s.) da, Peygamberimiz (s.a.v.) de. “Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilene döndürüleceksiniz” Yani görünen ve görünmeyene yani bilinmeyene, Allah’a döneceksiniz “O, yaptıklarınızı size haber verecektir." Yani münafıklara yaptıkları haber verilecektir ne demektir biliyor musun? Perişan olacaklar demektir. “Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler.” Bütün münafıklardan intikam alınacaktır Mehdi (a.s.) döneminde. Rezil rüsva olacaklardır. Yani aynı Samiri gibi. Tecrit edileceklerdir kahpeliklerinden dolayı. Mehdi (a.s.)’a ve cemaatine yaptıkları zulümden dolayı dünyanın en aşağılık mahlukları olarak bütün dünyaya tanıtılacaklar. Hayattayken de, vefatlarından sonra da yani ölümlerinden sonra Ahirette de sürekli aşağılanacaklar. Aşağılanma cezası vardır. Aşağılanma cezası. Samiri de öyle olmuştur. Hep bana dokunmayın diye gezmiştir Samiri. Yalnız bırakılmış, tecrit edilmiştir, aşağılanmıştır. Bakın; “Artık onlara sırt çevirin.” Muhatap olmayın diyor Allah, görüşmüyor, tecrit ediliyor. “Onlar gerçekten pistirler.” Pislik, mikrop, mahluk, aşağılık köpekler yani. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e muazzam eziyet ettiler zamanında bu köpekler. Ahir zamanda da Mehdi (a.s.)’ın karşısına dikilecekler. Özel yaratılırlar makamı yükseltmek için. Mehdi (a.s.)’ın makamını yükseltmek için, Resulullah (s.a.v.)’in makamını yükseltmek içindir, özel. Münafık olmasa insanın makamı pek yükselmez. Yani münafık Müslüman’ı yükselten bir güç, Allah’a yaklaştıran bir güçtür. “Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak, barınma yerleri Cehennemdir.” Hem de Cehennem’in en derin tabakası. “Kendilerinden hoşnut olmanız için size yemin ederler.” Yani vallahi, billahi diyor böyle bir şey yapmadık diyor. Asla inanılmaz münafığa. Mutlaka kahpedir. “Siz onlardan hoşnut olsanız bile” yani eğer kansanız da, sizi kandırsalar bile diyor Allah, “Şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.” Mutlaka intikam alacağım diyor Allah. “Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler.” 87. ayet. Yani Müslümanlara katılmıyorlar, yardımcı olmuyorlar. Onu akıllı bir hareket olarak görüyorlar. “Onların kalpleri mühürlenmiştir.” Allah kalplerini kapattım diyor. Ruhlarını kapattım. Yani sevgi, merhamet, iman gibi duygular artık çalışmaz onlarda diyor Allah. “Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar.” Artık moron olmuş yani adam, ölü, kavramazlar diyor yani iptal olmuş adam. “Ama Resul” elçi, Mehdi (a.s.), “ve onunla birlikte olan mü'minler, mallarıyla,” eviyle, barkıyla, arabası, ne imkanı varsa “ve canıyla,” ölesiye, Allah rızası için bütün benliğini, gençliğini, hayatını Allah’a veriyor. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “ölümün, dirimim” diri hayatım, “namazım” her şeyim “alemlerin Rabbi olan Allah içindir” diyor. Bütün bedenimi, ben her şeyimi sana vakfettim Yarabbi diyor inşaAllah. “Canlarıyla cihad ettiler;” cehd ettiler, gayret ettiler. Gece-gündüz mücadele ediyorlar. “İşte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler de onlardır.” “Bedevilerden özür belirtenler, kendilerine izin verilmesi için geldiler.” Ya diyor, bize müsaade et diyor, biz diyorlar dışarıdan takip edelim yani mümkünse katılmayalım. Şimdi çoluğumuz, çocuğumuz var. Ailemiz var diyorlar. Biz bu konuların içine girmesek diyorlar. “Allah'a ve elçisine yalan söyleyenler oturup kaldı.” Evinde oturuyor. Resulullah (s.a.v.) sabahın erken vaktinde kalkıp tebliğe, cehde, cihada gidiyor. Allah yolunda gayret ediyor. “Onlardan inkar edenlere” münafıklara “pek acı bir azap isabet edecektir” diyor Allah.
Oktar Hocam senin anlatacağın vardır konular.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu hücredeki mitokondri ile ilgili filmimiz var, uygun olur mu?

ADNAN OKTAR: Hem nasıl inşaAllah.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Mitokondri hücrelerin enerji santralleri inşaAllah. Fakat dünyanın en gelişmiş enerji santrali. Teknolojik olarak taklit etmek dahi mümkün değil. Burada mitokondrinin yapısını görüyoruz. Böyle hem bir dış zarı var hem de içeriye girintili bir zarı var. İç zarı, girintili yüzeyi artırmak için özel olarak girintili. Mitokondri enerji üretmek için gerekli olan maddeleri tanır ve sadece bu maddeleri içeri alır. Yani son derece seçici özel kapıları var.

ADNAN OKTAR: Yabancı hiçbir maddeyi almıyor.

OKTAR BABUNA: Almıyor Hocam inşaAllah evet. İşte burada iç zarı görüyoruz. Yüzeyi artırılmış. İçeri girecek olan maddeleri taşıyıcı proteinler alıyor. Özel kapılar bunlar, son derece özel tasarımı olan. İç zar güvenlik önlemlerinin daha artırıldığı bir kapı. Çünkü burada çok tehlikeli kimyasal işlemler yapılıyor. İç zarın çok kıvrımlı yapısı enerji üretimi yapılacak alanın daha geniş olmasını sağlıyor, bu girintiler- çıkıntılar inşaAllah. Şimdi burada neler yapıldığını gösterecek biraz, temsili tabii bunlar çizimler. Bakın burada görüyoruz özel girintili yapısı var. Burada iç zar üzerinde Atp sentezi için gerekli olan nodüller bulunur. Atp özel bir molekül. Üç tane fosfat bağından oluşuyor bu. Bir de Adp var. O iki fosfat bağı var. Bir üçüncü fosfat bağı eklendiği zaman özel bir enerji gerekiyor. İşte mitokondri içerisinde enerji santralinde açığa çıkan enerji bu üçüncü bağı yaparak molekülün içinde depolanıyor Hocam, özel depo molekülleri. Bütün canlılarda var bu.

ADNAN OKTAR: Tesadüfen olmuyor değil mi?

OKTAR BABUNA: Hocam bu muazzam bir kimya bilgisi ve Allah’ın yaratılışını gerektiriyor.

ADNAN OKTAR: Bu Darwinistlerin yüzünde ne var ben anlamıyorum. Yani böyle dört kat sunta olsa yine insan bunu anlar yani. Bu nasıl anlaşılmaz böyle bir şey?

OKTAR BABUNA: Hocam siz çıkana kadar kimse bunları açıklamıyordu böyle. Gizliyorlardı. Halka açılmamıştı, böyle insanlara.

ADNAN OKTAR: Bunu tesadüfen oldu diyorlar değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet. Hatta bilenler bile mesela adam Nobel ödüllü oluyordu. Yine buna inanıyordu. Siz anlatınca anlamaya başladılar maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.

OKTAR BABUNA: Siz büyü gibi demiştiniz inşaAllah. İşte burada bu nodüler yapılar, o küreler, orada ATP sentezleniyor. Şimdi nasıl oluyor bu?

ADNAN OKTAR: Ama bir de şunu söyleyeyim bak. Tersten düze gelinmez. Ben onu yaptım ama bu doğru değil aslında. Yani mesela dedim ya; bu tesadüfen değil mi diye, böyle olmaz. Allah’ın direkt mükemmel sanatıdır denilmesi lazım. Tersten düze gitme çok yapılıyor. Mesela Allah diyor mesela insanlara fakirliği vermiyor diyor. Allah insanlara zenginlik veriyor desene. Düz, düzden düze gidilmesi lazım. Yani pozitiften pozitife gidilmesi lazım. Üslup olarak bu önemlidir. Yani yanlış anlaşılmaması için Allah affetsin orada onu hatırlatıyorum. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hücreye ulaşan şeker, glikoz biliyorsunuz şeker, pirüvik asit denilen bir maddeye dönüştürülüyor. Bunun için özel reaksiyonlar var. Bakın burada görüyoruz, pirüvik asit denen molekülü. Pirüvik asit mitokondrinin iç zarını geçerek enzimlerin bulunduğu iç kısma giriyor ve burada bir diğer madde ile, bunların isimlerini hafızada tutmaya gerek yok, koenzim A denilen bir madde ile birleşiyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim sırf koenzim A bile oluşması asla mümkün olmayan bir madde. Çok özel bir kimyasal madde, evet.

OKTAR BABUNA: Pirüvik asit mitokondrinin iç zarını geçerek burada koenzim A ile birleşme olayını gösteriyor burada. Fakat burada o kadar kompleks reaksiyonlar var ki; pirüvik asit koenzim A ile birleştiğinde asetil koenzim A isimli bir diğer madde oluşuyor. Burada krebs denilen, bulan kişinin ismi verilmiş, krebs denilen bir kimyasal döngü var. Bakın biraz sonra gösterecek. Kimyasal olarak akılda tutması bile imkansız. Bakın krebs siklusunu gösteriyor burada, döngüsünü. Bütün bu görülen, bir daha geriye alayım. Bakın burada şimdi, bunların hepsi tek tek bakın enzimler, maddeler, bu arada mesela bu bir enzim, bu ayrı bir protein. Bakın bütün bu reaksiyonun olması için onlarca protein, çeşitli kimyasal maddeler, kimya laboratuvarının taklit edemeyeceği kadar üstün.

ADNAN OKTAR: Şimdi oraya bir getir bakayım oraya o şeyi. Demin ki görüntüyü getir. Şimdi bak burada akıl almaz karmaşık bir sistem var. Her biri ayrı bir olay bunun. Her biri ayrı bir olay, her bir safhası. Her birinde ayrı özel kimyasal maddeler kullanılıyor. Değil mi? Ve her biri, sentetik elde edilemiyor, birçoğu. Bir insanın vücudundaki trilyonlarca hücreden bir tanesinin bir bölümünde sırf böyle bir işlem var. Bakın trilyonlarca hücre var. Her birinde bu işlem, her bir hücrede ayrı ayrı yapılıyor.

OKTAR BABUNA: Katrilyonlarca şu anda oluyor.

ADNAN OKTAR: Katrilyonlarca ve kusursuz olarak oluyor ve bunlar tesadüfle açıklanıyor adamlar tarafından. Yani bizim milletimiz buna isyan etsin böyle bir şeye. Bu inanılır gibi değil. Bu nasıl açıklanır, mesela şuradaki yapıya bak. Sırf bak hücrenin küçük bir bölümündeki küçük bir olay olarak alınıyor bu yani. Ufak olaylardan bir tanesi, sırf bir tanesi. Böyle milyonlarca olay var insan vücudunda oluşan ve kimya laboratuvarı gibi her biri çok hassas sistem üzerine kurulu. Anlat burada şimdi mesela bağlantıları nasıl gelişiyor.

OKTAR BABUNA: Mesela bunlar birer kimyasal madde. Bakın şu arada kırmızı ile yazılmış olanların her biri bir enzim. Enzim demek bir protein demek. Tek bir protein bile tesadüfen olmayı bırakalım dünyadaki hiçbir laboratuarda sentezlenemiyor. Üstelik bakın bu reaksiyonların oluşabilmesi için bu proteinlerden sadece biri eksik olsa yani insan vücudunda her şey tastamam. Bütün 100 bin protein var. 99.999 tane protein tamam bir tane bu proteinlerden eksik olduğunda o kişi ya çok ağır hasta oluyor ya ölüyor. Yani hepsinin aynı anda var olmuş olması yani yaratılmış olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Bu ara maddelerden herhangi bir tanesi değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet herhangi birinin olmaması bu enzimlerden ve siz çok önemle üzerinde duruyorsunuz Hocam, bu proteinlerden herhangi birinin olması için mutlaka başka proteinler ve mükemmel bir hücre gerekiyor. Yani hücrenin bütün organelleriyle tamam olması, ayrıca 60’a yakın enzim, ayrıca DNA, mitokondri, kofullar, golgi cisimciği, endoplazmik retikulum, hepsinin aynı anda var olması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Sırf bir protein olması için?

OKTAR BABUNA: Saniyede de bir hücrede 2000 protein sentezleniyor, insan hücresinde.

ADNAN OKTAR: Yalnız işte bu, sırf bu şemayı bir gün ayrı inceleyelim. Şemanın her bölümünü, her aşamasını ayrı inceleyelim. Yani o dönüşü sonuna kadar tek tek anlatalım. Yani insanlar bir düşünsün, bu tesadüfen olması mümkün mü değil mi? Sıfır artı sıfır, sıfır artı sıfır, imkansız tesadüfen olması.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam bu krebs döngüsü denilen döngü üniversitede bize ders olarak günlerce anlatılmıştı. Onu çalışıp bir de sınavlara giriyorsunuz. Çalışanlar da günlerce çalışmak zorunda. Çünkü o kadar kompleks şeyler ki bunlar. Ve halen bilinmeyenler de var. Aslında orada gösterildiği kadar basit de değil. Çünkü yeni enzimler keşfediliyor. Mesela 100 bin protein varsa insan vücudunda bunların çoğu bilinmiyor zaten hangileri olduğu günümüzde inşaAllah. Hücreye enerji üretmek için karbonun iskeleti parçalanıyor. Bu da çok zor bir reaksiyon. Sonra üretilen ara maddeden bir karbondioksit molekülü ve enerji taşıyan bir parça oluşur. Bunların hepsi son derece anlamlı. Bu reaksiyonların içerisinde işte enerji oluşuyor. Enerji üretimi sırasında ortaya çıkan karbondioksit gibi atık ürünler vücuttan atılacak bir sistem ile birlikte yaratılmıştır. Bu da çok önemli. Yani mesela karbondioksit vücutta biriktiği takdirde, atılamasa dışarı anında zehirleyip öldürüyor insanı. Onun için özel sistemler var, dışarı taşınıp, atılması için. Onlar da yine proteinlerden oluşuyor. Enzimlerden oluşuyor. Reaksiyonlar devam eder ve bir karbondioksit, bir enerji taşıyan parça daha ve bir ATP üretir. İşte ATP vücutta enerjiyi depolayan moleküldür. Bu çok özel bir bilgi gerektiriyor. Çünkü enerji elle tutulan, gözle görülen bir şey değil. Açığa çıkan enerjinin depolanması gerekiyor ki kullanılabilsin. İşte bu ATP denilen molekülle gerçekleştiriliyor. Ve ondan alınarak kullanılıyor. Mitokondri elektrik yüklerini tanır, hesaplar ve enerji üretmek için elektrik yüklerinin nasıl kullanacağını bilir. İşte elektronların ayrılması yoluyla enerji elde ediliyor. Bu nükleer santrallerde.

ADNAN OKTAR: Elektrik yükünü nasıl kullanacağını bile biliyor. Elektrik yükünü kullanması çok acayip. Mesela o apayrı bir yetenek yani.

OKTAR BABUNA: Nükleer bir enerji santrali olmuş oluyor. Ama teknolojik olarak günümüzdeki nükleer enerji santralleri çok geri mitokondrilere göre. Ve her bir hücrede bunlardan yüzlercesi var. 100 trilyon içerisinde, kat trilyonlarcası var. Ve her an kat trilyonlarca reaksiyon gerçekleşiyor, bunların içerisinde. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet. Devam et devam. Bu konuyu anlatalım.

OKTAR BABUNA: Reaksiyona giren ara madde, bu aşamadan sonra iki enerji taşıyan molekülü elektrik yüküne çeviriyor. Elektrik yükünü kullanıyor. Her yeni asetil koenzim A molekülü, biliyorsunuz bu molekül oluşmuştu. Bu döngünün yeniden oluşmasını sağlıyor, başa dönüyor. Döngü yeniden başlıyor. Böylece birçok enerji taşıyan molekül, hücrede hücrenin ana enerji kaynağı olan işte bu depolama molekülleri üretiliyor. Mitokondri dünyada henüz elde edilememiş üstün bir teknolojiyle çok kompleks kimyasal denklemler kurar. Yani insan aklıyla gelinen nokta hala orada yapılanları taklit edemiyor. Bırakın taklit etmeyi daha yeni ortaya konuyor. Allah da Bedi sıfatı var. Bir örnek edinmeksizin Yaratan inşaAllah. Yoktan var etmiş bu sistemde. Hiçbir örneği olmadan.

ADNAN OKTAR: Kuran’dan bir sayfa açtım şu 2. ayet. Sen oku sevimli. Furkan Suresi, 2. ayet. Evet.

SUNUCU: “Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.”

ADNAN OKTAR: Bak her şeyde diyor, belli bir ölçü koydum diyor Allah. Hepsini ölçüyle yaptım. Ama, her şeyi. Atomu, hücreyi, hepsinde yaptığım ölçüye göre hareket ederler diyor. Yani matematik bir mükemmellik var diyor Allah. MaşaAllah.
Evet Oktar Hocam?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Ara aşamalarda oluşan zehirli maddeleri hücreye zarar vermeyecek şekilde kontrol altında tutar. Bu da çok önemli. Çünkü atıklar oluşuyor. Bu atıkları da temizleyen çok üstün tasarımlı yaratılmış olan sistemler var.

ADNAN OKTAR: Mesela atık neden olur? Asit meydana geliyor değil mi ne oluyor?

OKTAR BABUNA: Evet. Mesela serbest radikaller denen maddeler oluşuyor. Bunlar kansere sebep oluyor. Antioksidan denilen, günümüzde popüler olan maddeler zaten var vücutta. Ve hemen bunları nötralize ediyorlar. Ortadan kaldırıyorlar. Ayrıca mesela karbondioksit oluşuyor. Biriken karbondioksit tekrar gidiyor alyuvarlara. Alyuvarların içerisinde akciğerlere getiriliyor. Akciğer de bunları dışarı atıp yerine oksijeni alıyor, ihtiyacı olan vücudun.

ADNAN OKTAR: Tabii birçok yan madde var. Daha da zararlı maddeler var. Onlar da temizliyor değil mi? Evet. Ayrıca kan içerisinde de karaciğer ayrı temizliyor. Böbrek ayrı temizliyor.

OKTAR BABUNA: Böbrek ayrı temizliyor maşaAllah. Ve bu da teknolojik olarak kontrol edilemiyor. Mesela böbrek hastalarına dev diyaliz makineleri vardır. Hiçbir zaman böbrek kadar etkin çalışamıyor. Böbreğin yaptığını yapamıyor. Çünkü hastalar, eğer yapsa zaten öyle bir böbrek üretilse onu kullanırlar böbreği olmayan hastalar. Karaciğer de aynı şekilde. Karaciğer naklinde bir karaciğerin kendisi alıp naklediliyor hastaya. Hiçbir zaman teknoloji, onun yaptıklarını yapabilecek bir makine, bilgisayar sistemi yok dünyada teknolojik olarak.

ADNAN OKTAR: Mesela şimdi bir annemiz var. Ben mesela tanımam, hiç görüşmedim. Kardeşlerden birisinin annesi. Karaciğerinden hastalanmış annemiz, haber geldi. Dedik hemen, kardeş dedi annem dedi hastalanmış Hocam dedi. Ne yapalım dedi. Karaciğer verilmesi gerekiyormuş dedi. Hemen ver dedik. Evladı. Bak, gözü kapalı, anında.

OKTAR BABUNA: Bir de bütün olayı hızlandırdınız siz. Yani çok yavaş gidiyordu, doktorların temini, hastane bulunması hepsi sizin vesilenizle. Hatta ilk gece uyuyamadım demiştiniz Hocam, bu haberi aldığınızda.

ADNAN OKTAR: Ben yani acayip gerilirim böyle şeylerde. Hemen olması gerekir. Yani saat hesabıyla, dakika hesabıyla. Ona da dedim, hemen. Mesela konuştuk, en iyi hastanede. Neyse ki olacak, maşaAllah. Herhalde bugünlerde yapılacak ameliyatı inşaAllah. Annesi ciğer paresi zaten. Değil mi? Ciğerim derler. Annesine ciğerini verecek inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hiç görmediğiniz bir insan, tanımadığınız bir insan.

ADNAN OKTAR: Tanımam, bilmem. Tabii.

OKTAR BABUNA: Benim babamın da kurtulmasına siz vesile olmuştunuz Hocam. Yere yığılmıştı, kendisi gitmiyordu hastaneye zorlayarak gönderttiniz. Gitmeseymiş ölüyormuş zaten. Acil kalp pili takılmıştı. Kalp ameliyatı oldu, siz arkadaşlarınızı gönderttiniz. Kalbi için hiç kimse kan vermedi, kendi akrabalarından. Onu tanımayan arkadaşlarınız sizin gidip kan vermişlerdi. 6 ünite kan verilmişti ameliyat için.

ADNAN OKTAR: Oktar Hocam. Şimdi sen bize Kuran’dan ayetler oku. Veya sana bir kitap vereyim. Oradan anlat. “Bediüzzaman Ahir Zamanı Anlatıyor” diyor.

SUNUCU: Hocam VTR’miz var. İsterseniz onu önce yayınlayabiliriz.

ADNAN OKTAR: Onu görelim tamam. MaşaAllah. Ne diyor Şeyh Nazım Hocamız?

OKTAR BABUNA: Girdiğimiz Mehdi (a.s.) asrına girdik diyor, Allah’ın inaniyeti yetişiyor diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mehdi (a.s.) geldi diyor yani. Ki çok büyük bir alimdir. Şeyh Nazım El Kıbrısi Hazretleri. MaşaAllah, elhamdülillah. Eğer vakit varsa şu Cübbeli’nin VTR’sini de koyun da onu da bir gösterelim. O ne diyordu? Cübbeli daha önce?

OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s)’ın her an çıkabileceğini söylüyordu. Sonra 500 seneye attı, sonra 200 seneye değiştirdi. Sonra da çıkar, ama korkarım biz onu tanımayız. O Medineli alim gibi oluruz diye bir ifadesi var Hocam. Çünkü diyor, maddeye dokunacak, menfaate dokunacak diyor. Menfaate dokunduğu için diyor tanımayanlar olacak diyor Medineli alim gibi diyor.

SUNUCU: Hocam VTR’miz hazır.

ADNAN OKTAR: Tamam seyredelim.
Ne diyorsun Oktar Hocam?

OKTAR BABUNA: Çok açık. Mehdi (a.s)’ın geleceğini söylüyor dua ediyor önce. Ondan sonra geldiğinde de korkarım bu değildir, çünkü maddeye dokunacak, menfaate dokunacak yaptıkları diyor. Dinimizi ortadan kaldıracak Medineli alimin dediği gibi, dinimizi ortadan kaldırıyor denecek diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sonra da 500 yıl sonra gelecek diyor. 500 yıl sonra gelecekse niçin görmek istediğini söylüyor Allah’tan? Değil mi? Demek ki hemen geleceğini biliyor.

OKTAR BABUNA: Geldiğine kanaati gelmiş olabilir mi Hocam inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Allahualem. Yani buradaki ifade çok açık.

OKTAR BABUNA: Biz göreceğiz diyor, yani kendisinin göreceğini hep birlikte göreceğiz diyor yani. Gelecek diyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabi. Geleceğine bu kadar inanan bir insan, göreceğine inanan bir insan, 500 yıl sonra gelecek der mi? İmkansızsa insan dua eder mi? Değil mi? Demek ki emin geleceğinden, inşaAllah. Bediüzzaman neler diyor? Bir oku bakalım biraz.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Bediüzzaman Emirdağ Lahikasındaki yayınlanmamış mektubunda bahsi geçen dindar İseviler sözleriyle kimleri kast etmektedir? "Gerçi hakikat noktasında ahir zamanda gelecek büyük Hz. Mehdi (a.s.) siyaseti tam dindar İsevilere bırakıp yalnız İslamiyet hakikatlarını isbata, izhara açığa çıkarmaya, ortaya koymaya, göstermeye icraya yani uygulamaya tatbik etmeye yerine getirmeye çalışır..." Mehdi (a.s) diyor Hocam inşaAllah, siyaseti Hz. İsa (a.s)’a bırakacaktır.

ADNAN OKTAR: Dünya siyasetini, evet.

OKTAR BABUNA: Dünya siyasetini, siyaset yönüyle ilgilenmeden İslamiyet’in hakikatlerini, İslam hakikatlerini anlatacak. Ve Darwinizm, materyalizmi yok ederek bunları uygulamaya çalışır diyor inşaAllah. MaşaAllah. “Bediüzzaman Emirdağ Lahikası'ndaki mektubunda Hz. Mehdi (a.s.)'ın "siyaseti tam dindar İsevilere bırakacağını" ifade etmiştir. Bediüzzaman'ın bu sözlerinde "dindar İseviler" sözleriyle kimleri kastettiğinin ortaya konulması, Hz. Mehdi (a.s.)'ın görevleri ile ilgili konunun en doğru şekilde anlaşılabilmesi açısından son derece önemlidir. Dikkat edilirse Bediüzzaman burada "Müslümanlığa dönmüş İseviler" dememektedir. Demek ki bahsi geçen kişiler "henüz Müslümanlığı kabul etmemiş Hıristiyanlar"dır.” Dindar İsevilerin kim olduğunu, henüz Müslümanlığı kabul etmemiş Hıristiyanlar olarak açıklıyor. “Bu kişiler henüz Kuran'ı kabul etmemiş, İsevilikten dönerek Müslümanlığa tabi olmamış kişilerdir. Oysaki Hz. İsa (a.s.) geldiğinde Kuran'a tabi olacak ve Müslüman olacaktır. Dolayısıyla İsevi değil, Muhammedi olacaktır. Ona bağlanan İseviler de, onun Müslüman olmasından dolayı, aynı şekilde Muhammedi olacaklardır. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın sözlerinden, burada "bahsi geçen Hıristiyanların henüz Kuran'ın tebliğini kabul etmemiş ve Müslümanlığa dönmemiş kimseler oldukları" açıkça anlaşılmaktadır. Bediüzzaman'ın "dindar İseviler" sözleriyle kastettiği "İncil'e ve Hıristiyanlık dinine bağlı, dindar Hıristiyanlardır." Yani bu dindar İseviler topluluğunun, Müslümanlığa girmemiş dindar Hıristiyanlar, ancak daha sonra Hz. İsa (a.s.)’ın da gelmesiyle inşaAllah birlikte olarak Müslüman olacaklarını açıklıyor. “Bediüzzaman ahir zaman ile ilgili sözlerinde İseviler ile ilgili "iki aşama"dan bahsetmektedir. "Bunlardan biri Hz. İsa (a.s.) gelmeden önceki, diğeri de Hz. İsa (a.s.)'ın ortaya çıkışından sonraki dönemdir". Hz. İsa (a.s.)'ın ikinci kez yeryüzüne gelişinden önceki dönemde dindar İseviler “dünya siyaseti” ile ilgileneceklerdir. Nitekim günümüzde de bu durum açıkça görülmektedir. Bediüzzaman da bu sözlerinde bu gerçeği dile getirmiştir. Bunun yanı sıra önceki satırlarda bu konuya ilişkin olarak Hz. Mehdi (a.s.)'ın ilgileneceği siyasetin yalnızca, "Kuran ahlakı içerisinde bir siyaset" olacağı açıklanmıştır. "İşte Hz. Mehdi (a.s.)'ın bu dönemde dindar İsevilere bıraktığı siyaset de “Kuran dışı siyaset” olacaktır". Nitekim Hz. Mehdi (a.s.)'ın "Kuran'a uygun olmayan bir siyaseti" "Kuran'a tabi olmayan bir topluluğa" bırakması da çok normaldir. Demek ki İslam ahlakının hakim olmadığı bu dönemde güç ve imkanlar, Kuran'a tabi olmamış bu topluluk için müsait olacaktır.” Mehdi (a.s)’ın dünya siyasetini, Kuran’a uygun olmayan dünya siyasetini işte henüz Müslüman olmamış dindar İsevilere bırakacağı burada açıkça anlatılıyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bir süre sonra Mehdi (a.s), bütün kontrolü ele alıyor ama. Değil mi? Bütün dünya Müslüman oluyor inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, şunu söylemiştiniz. Hz. İsa (a.s.) hazır ortama gelecek. Öncelikle Darwinizmi, materyalizmi ve ateizmi yok etmesiyle ortamı tam olarak uygun hale getiriyor Mehdi (a.s.) inşaAllah. Daha sonra da Hz. İsa (a.s.) bu zemin üzerinde bütün Kitap Ehli’nin Müslüman olmasını vesile oluyor ve dünyayı da, imamlığı da Hz. Mehdi (a.s.)’a bırakıyor. İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Doğru. MaşaAllah. Evet. Bir konu daha anlat. Kısa bir konu.

OKTAR BABUNA: Bilimsel bir konu mu olsun?

ADNAN OKTAR: Var mı gösterebileceğin?

OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Altın oran var, deniz kabuklarının.

ADNAN OKTAR: Onu göster.

OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Şimdi bu deniz kabuklarında altın oranı gösteren bir film bu. Bakın burada bir dikdörtgen var. Bu dikdörtgenin, özel bir dikdörtgen bu. Enini boyunu oranladığınızda 1.618 diye bir oran çıkıyor. İşte bu altın oran. Fibonacci isimli bir Ortaçağ matematikçisinin bulduğu bir oran bu. Allah bunu özel olarak canlılardaki simetride ve özel bir yapılanmada kullanmış. Bakın deniz canlıları kabuklarda sarmallardan oluşuyor. Şimdi bu sarmallar, ağır çekimde gösteriyor burada. Her bir sarmalın üzerinden çıkan tanjansiyel deniyor böyle. Teğet geçen daireyi, burada filmin devamını göreceğiz, oranladığınızda, bakın mesela bu bir sarmalın üzerinden geçen bir kavis böyle. Diğer kenarı kestiği noktadan, diğer kenara olan oranını yaptığımız zaman bu ufak dikdörtgende de aynı oran var. 1.618 oranı var. Büyük dikdörtgende yine 1.618 oranı var. Şimdi devam ediyor. Bakın sarmalların üzerinden geçen kavisleri oranladığınız zaman, yani bütün bu sarmalların üzerinden borusal olarak geçen dikdörtgenlerin tamamında 1.618’lik oran var. Bu bir nautilus gördüğünüz. Diğer bütün deniz kabuklarında aynı oran mevcut. Allah’ın yaratmasının kesin bir delili bu. Bu şunu da gösteriyor, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Matematikte böyle bir oran var. Bu sayıların toplamından oluşuyor. Mesela sıfırdan başlayıp, 1 ikisinin toplamı 1 ediyor. 1 ile 1, 2 ediyor, 2 ile 1 3 ediyor. İşte Fibonacci bu sayı dizisindeki sayıları birbirlerine oranladığında 13 sayıdan sonra hep 1.618 oranı çıkıyor. Bu da tabi şunu gösteriyor, matematiği yaratan da Allah inşaAllah. Bütün canlılar da bu şekilde yaratan da Allah inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bugünkü programımız da böylece bitmiş oldu. İnşaAllah.

SUNUCU: Hocam son olarak söylemek istedikleriniz varsa?

ADNAN OKTAR: Allah hepimize hayır, sağlık, sıhhat mutluluk sevinç versin inşaAllah.

SUNUCU: Yarın bizi 22.00 ile 24.00 saatlerinde Çay TV’den takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar diliyoruz.

Bu eser 202 kez incelendi.

Post To MySpace!
Mp4 dosyası (.mp4) - 7 download
393.91 MB
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Sayın Adnan Oktar'ın Kral Karadeniz ve Adıyaman Asu'daki Canlı Röportajı (8 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kocaeli TV'deki Canlı Röportajı (9 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Allan Handelmann Show, Fm Talk WZTK, Kuzey Carolina, ABD Röportajı (9 Şubat 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1160 download
Dinler Terörü Lanetler - 1089 download
Dinler Terörü Lanetler - 1017 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 965 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.